Fitoterapinin taçsız kraliçesi Şaduman Karaca

Şaduman Karaca

Şaduman KaracaDoğal Tıp Uzmanı (Fitoterapi,-Homeopati), Sağlıklı Yaşam Danışmanı

06 Şubat 2021
Fitoterapinin taçsız kraliçesi Şaduman Karaca

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Elbette, ben Şaduman Karaca. 1964 yılında Ordu'da doğdum. 1985 yılında Almanya’ya gittim. Bir yıl yoğun Almanca dil eğitimi aldım. 1986-1992 yılları arasında Berlin Humboldt Üniversitesi'nde Felsefe okudum. 1989'da anne oldum. Takip eden senelerde Doğal Tıp eğitimlerini (Genel Tıp, Fitoterapi, Homeopati ve diğer doğal tedavi yöntemlerini içeren eğitimler) tamamladım. 2006 senesinde Doğal Tıp Uzmanlığı Sınavı'nı geçerek Almanya'da özel klinik açmaya (Heilpraktikerin) hak kazandım. Bununla beraber yoga eğitmenliği, şiatsu, meditasyon eğitimleri aldım. 2009-2011 yılları arasında Humboldt Üniversitesi'nde İletişim ve Davranış Eğitmenliği Eğitimi'ni tamamladım. Almanya'da 1990 yılından itibaren Eğitimci ve 2006-2012 yılları arasında da Doğal Tıp Uzmanı diğer adıyla Naturopat olarak çalıştım. 

Türkiye'de 2010 yılından beri Doğal Tıp alanında başta Fitoterapi olmak üzere çeşitli eğitimler vermekteyim. MEB onaylı Sağlıklı Yaşam Danışmanlığı eğitimi verdim. 2014 -2018 yıllarında Üsküdar Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitkiler bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştım. 2017 yılında Fitosofia Akademi’yi kurarak tamamen bağımsız bir araştırmacı ve eğitimci olarak çalışmaya başladım. Tıbbi ve aromatik bitkiler alanında araştırma ve geliştirme çalışmalarını sürdürmekteyim.  

Çalışmalarınızla ilgili konuşmaya geçmeden 'Üniversitelerde Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bölümü ne zaman öğretim sunmaya başladı?' diye sormak isterim.

20 yıla yakın bir süre önce başladı demeliyim. Bu bölümün açılış sebebi okullu aktarlar yetiştirmek idi. Zira her üniversite bu bölümü bünyesinde konumlandırdığı fakülteye orantılı olarak ders müfredatını şekillendirdi. Bazı üniversiteler Ziraat Fakültesi bünyesinde, tıbbi ve aromatik bitkilerin kültürü alanında TAB teknikeriyle bu bölümün öğrencilerini yetiştirirken; ben öğretim görevlisi olarak çalıştığım üniversitelerde sağlık bilimleri alanında öğrencilerimize eğitim verdim. Yani bitkilerin  yetiştirilmesinden ziyade kullanımı, ilaç yapımı ve pazarlanması gibi. 

Bir Fitoterapi uzmanı olarak 2010 yılından bu yana üniversitedeki görevime paralel olarak yetişkinlere yönelik Fitoterapi Temel Eğitimi vermekteyim. Bu temel eğitimde bitkiyi doğal ortamında tanımakdan hasadına, tedavide kullanım alanlarından ilaç yapımına kadar çeşitli alanlarda temel bilgileri aktarmaya çalışıyorum.  

Esas konumuza gelelim, fitoterapi nedir?

Fitoterapinin kelime anlamı Türkçe'de bitkiler ile tedavidir. Klasik tanımı ise hastalıkları önleme veya tedavi amaçlı, bitkilerin bazı bölümlerinin bütünlüğü bozulmadan ilaç yapılarak eskiden beri kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir diyoruz.  

Bu yöntem her ne kadar geleneksel olarak kabul edilse de aslında oldukça bilimsel ve günümüz koşullarına uyarlanmış, Dünya Sağlık Örgütü tarafından kabul görmüştür. Türkiye’de uzun süre kabulü yoktu, o nedenle geleneksel kullanım bilgileri kuşaktan kuşağa aktarıldı. Ancak GETAT (Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları) kapsamında Türkiye üniversitelerinde de birkaç yıldır Fitoterapi programları sunulmaktadır.  

Fitoterapi önlem amaçlı bir yöntem midir, tedavide de etkili sonuç alınabilir mi?

Her ikisi de mümkün, çünkü bitkilerle örneğin bağışıklık sistemimizi güçlendirerek hastalıkları önlemiş oluyoruz. Hastalık durumunda ise yüzyıllardır olduğu gibi hastalığı tedavi edebiliyoruz. Yeter ki fitoterapide kullanmaya uygun bitki olsun ve uygulayacak uzmanın fitoterapi eğitimi olsun. Bu iki nokta fitoterapinin uygulanabilmesi için elzemdir. 

Hangi hastalıklarda fitoterapiden faydalanabiliriz? 

Aklımıza gelebilecek her türlü hastalığı tamamlayıcı veya ana tedavi yöntemi olarak fitoterapi ile sağaltabiliriz. Kronik hastalıklarda bütünsel çalışıldığında daha başarılı olduğumuzu söyleyebilirim.  Ama yukarda belirttiğim gibi tedavide kullanıma uygun bitki drogları ve tedavi edebilecek hem tıp hem de bitki şifa bilimi bilgisine sahip olan uzmanlar olsun. Benim Almanya’da fitoterapik terkiplarimi yönlendirdiğim eczanede 600 adet tıbbi bitki drog halinde hazır bulunuyordu.   

Şifalı bitkileri tüketmek için halk arasında yaygın olarak kullanılan yöntem çayını yapıp içmektir. Yemeği yapılabilen bazı otları da mevsiminde toplayıp tüketebiliyoruz. Başka hangi formlarda kullanıyor fitoterapi bitkileri? 

Yemeğini yapıp tükettiğimizde şifalı beslenme alanına girmiş oluyoruz, çünkü fitoterapi ilaçları gıda olarak tüketilmiyor. 

Fitoterapi ilaç formlarının başında çay gelir elbette, ama bitki maserasyon yağları, uçucu yağlar, merhemler, lapalar, macunlar gibi birçok bitki ilaçları vardır. 

Bitkilerin bu söylediğiniz formlarını nereden temin edebiliriz? 

En doğrusu bu alanda uzmanlaşmış bir eczanedir, yani fitoterapi eğitimi almış eczacıların çalıştığı bir eczane. Uygun bir bitki drog bölümünü bulunduran bir eczane olmalı.  

Biraz da Fitosofia’dan bahseder misiniz? Nasıl oluştu Fitosofia? Bildiğim kadarıyla Sofia bilgelik demek, Fitosofia bitki bilgeliği mi demek ve neler yapıyor Fitosofia? 

Evet, “Fitosofia” Bitki Bilgeliği anlamına geliyor. Bu benim için çok anlamlı terimi kendime bir amblem, logo olarak kabul ettim. Bu ismi ben aramadım; galiba kendimi, yürüttüğüm çalışmaları ve hayallerimi bu isim içinde ifade edilmiş bir şekilde buldum. Zira sadece bitki konuları değildi benim için bu kavramın kapsamı, yaşamımın tamamı idi. Hatta 2017 yılında Fitosofia’nın kapsam alanındaki eğitim ve araştırma gibi konuları “Fitosofia Akademi” altında sınıflandırdım. Üç yıldır eğitimler artık akademi bünyesinde yürümekte. Diğer tüm konular hâlâ “Ftosofia” marka logosu altında devam ediyor, lakin bazı konu grupları kendi içinde bir bütünlüğe sahip olduğunda Fitosofia’nın bir alt oluşumuna dönüşüp kendi bütünlüğünü bulacaktır.  

Fitosofia’nın en önemli hizmet ayağı eğitimlerdir. Bunlara ek olarak tıbbi bitkiler ve sağlıklı yaşam alanında danışmanlıklar, araştırmalar ve halk sağlığının korunması konusunda hem sosyal medya ve diğer kanallardan farkındalık yaratmaktadır, hem de bu konulara destek veren tıbbi bitkileri ürün olarak hazırlamaktadır. Bu arada Fitosofia bu ürünleri yakında satışa sunacak. 

Ekim ayında online olarak Alkali Beslenmeyle Detoks kampı gerçekleştirdiniz. Alkali detoks nedir? Bildiğimiz diğer detokslardan farkı nedir? Online olarak nasıl bir program takip ettiniz? Online kurs pandemi nedeniyle mi oluşan bir format oldu? Karbon ayak izini azaltmak ve vakti olmayanlar için pandemi sonrasında da talep görecek bir uygulama olabilir mi? 

Evet, Ekim 2020’de Online Alkali Beslenme ve Detoks Kampı gerçekleştirdik. Bu aslında ilk deneme değildi. Fethiye’de köyde yaşarken de küçük bir grup için uzaktan, online detoks kampı yönetmiştim. Bu sefer pandemi nedeniyle online yaptık.  

'Alkali detoks nedir?' sorusuna yanıt vermem gerekirse alkali detoks, klasik anlamda bir detoks değildir. Detoks, toksin atımı demek, kelime kökeni olarak detoksifikasyondan geliyor. Günlük hayatımızda yediğimiz şeyler bedenimizde asidik etki yaratıyor ve bundan dolayı hastalıklara davetiye çıkarmış oluyoruz. Alkali detoks kamplarına, yaratılan bu asidik etkileri gidermek amacıyla yapılan, bir nevi beslenme ve yaşam alışkanlıklarımızı sağlıklı hale dönüştürme kampı diyebiliriz. Beslenmeyi kesmiyoruz, sadece alkali besinlerle besleniyoruz bu dönemde. Tabii ki bunun hazırlık dönemi bulunuyor, kamp bittikten sonra ise eski alışkanlıklara geçiş dönemi var. Bunların tamamı büyük bir programı oluşturuyor. Bir hafta ön hazırlık, bir hafta tamamen alkali beslenme ve arkasından 3 gün içinde yavaş yavaş %80 alkali ve %20 asidik gıdaları yavaştan hayatımıza geçirdiğimiz bir süreç. Bildiğimiz detoks uygulamalarından farkı çok yumuşak olması. Beslenilerek bir toksin atımı, sağlığa kavuşma çalışması olduğu için diğer detoks uygulamalarından daha kolay uygulanabilir olduğunu düşüyorum. Bana göre alkali detoksu herkes uygulayabilir, fakat kişinin günlük alışkanlıklarına göre uygulamanın kolaylığı kişiden kişiye değişiyor. Örneğin, asidik olan kahve, çay, sigara, et, peynir, süt ve süt ürünleri, buğday ve ekmek gibi gluteni olan şeyler kesildiği için bazı insanlara bu da zor geliyor. Ancak detoks yapacaksak biraz fedakarlık yapmak gerekiyor. Bazı insanlara bu süreç katlanılacak bir durum gibi geliyor. Ben buna katlanma demiyorum. Kişi sadece bedenen değil zihnen ve ruhen de bu sürece hazırlandığı takdirde bir sorun yaşamayacaktır. Ben kendim yaparken daha uzun yapıyorum bu detoksu, 1-2 hafta kadar ve kendime daha farklı bir detoks uyguluyorum. Bu döneme kendimi hazırladığımda ve katı beslenmeyi kestiğimde çok büyük bir hafifleme hissediyorum ve kendimi çok zinde hissediyorum. Tekrar tekrar bu hafiflemeyi yaşayacağım günleri özlemle bekliyorum. Tabii ki ön hazırlık, inziva dönemini gerçekleştirmek belli bir efor istiyor. Bunu her zaman yapamıyoruz.   

Online detoks kampında nasıl bir program izledik onu aktarmaya çalışayım. Diğer yüz yüze yaptığımız kamplarda olan hazırlık dönemini bu sefer uzaktan yönettim. Her katılımcıya yaklaşık 10 gün önceden e-posta aracılığıyla bir hazırlık programı gönderdim. Tabii ki, önden kişilerin sağlık durumlarıyla ilgili bilgi almamız gerekiyor; hangi ilaçları kullanıyorlar, bağımlılıkları var mı, hastalıkları nedir? Bunları göz önünde bulundurarak ihtiyaç durumunda kişiye özel bir program oluşturuyorum. Herhangi bir sağlık sorunu yoksa herkese benzer bir program veriyom. Ortalama 2 veya 3 gün aralıklarla, azaltmaları veya fazlalaştırmaları gereken besinleri veya egzersizleri söylüyorum. Örneğin, sebze tüketimini gerekirse fazlalaştırıyorum. Günden güne yeşillik tüketimini, yürüyüşlerimizi, hareketimizi fazlalaştırıyoruz. Yoga veya benzeri çalışmalar yapılmıyorsa bunların arayışına giriyorum, kişinin yaşadığı bölgenin en yakınındaki alabileceği hizmetlere dikkat çekiyorum. Yoga merkezi, diğer kişisel gelişim merkezleri gibi alanlara kişiyi yönlendiriyorum. Bunun yanında ihtiyaç duyulan çayı ve diğer gerekli araçları, örneğin zayıflamadan kaynaklanan sarkma karşıtı yağı, ben temin ediyorum. Tam olarak alkali beslendiğimiz güne geldiğimizde artık yavaş yavaş asidik olan besinleri ve diğer sağlıksız olan alışkanlıkları bırakıyoruz. Online detoks kampına başladığımızda, sanki yüz yüzeymişiz gibi sabahtan akşama kadar ihtiyaç duyulan çalışmaları yapıyoruz. Örneğin katılımcı, yoga eğitim merkezine gidiyorsa, ek olarak şu egzersizi yapın, diye hazırladığım videoyu Whatsapp grubu üzerinden katılımcıyla paylaşıyorum. Gün içinde yapılması gereken egzersizleri maksimum onar dakikalik birçok video ile anlattım. Sabahtan bu egzersizlerin yapılması gerekiyor, öğleden sonra yürüyüş yapılırken nefes egzersizleri ile kişilere yol gösteriyorum. Uzaktan tüm süreci hem takip ediyorum, hem yönlendirmelerde bulunuyorum, hem de sürece dahil oluyorum. Tabii sadece egzersiz değil, yemeklerimizin de ne ve nasıl olması gerektiğine dair bilgilendirmeler yapıyorum. Her gün için bir menü oluşturup alışveriş programı hazırlıyorum. Tüm bu süreçler detoks programı içinde yer alıyor. 

Uzaktan detoks programını yönetmek gerçekten zor ve yorucuydu. Tabii ki olması gerektiği gibi olamadı, insanlar kamp ortamına gelemedi ve olaya tamamen dokunamadım. Birebir detoks programlarında bir otele kapanıyoruz. Mutfak ve yemek ekibiyle koordine oluyoruz. Günlük hareket programlarımızı yapıyoruz. Uzaktan bunların hepsini kontrol edebilmek çok zorluydu. Programın ne kadar efektif olduğuna ben karar veremiyorum, ama en azından pandemi döneminde elimizden başka bir şey gelmediği için bu şekilde gerçekleştirdik. Bu format pandemiyle birlikte oluştu, bahara doğru yaklaşırken tekrardan sunayım mı, diye düşünmeye başladım bile. Galiba sunmam gerekecek, çünkü ilkbaharda da yine yüz yüze detoks kampı yapabilmemiz çok olası görünmüyor. Önümüzdeki sonbaharda da  durum benzer olabilir. Hayalim tamamen online şeklinde detoks programları yapmak değil elbette. Ancak pandemi döneminde halk sağlığı için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum.

Online yapıldığı için 'Karbon ayak izini azalttık mı?' o konuyu da tam bilemiyorum. Bazı uygulamalar var ki yüz yüze enerjinin, dokunmanın alışverişiyle oluşan dinamiği online ortamlarda vermek mümkün değil. Benim insanlara sarılmam, shiatsu uygulamam mümkün olmadı. İnsanlara bulundukları bölgeden bu hizmeti almasını tavsiye ettim. Ama pandemiden dolayı o da çok mümkün olmadı. Belki küçük grupların yüz yüze bir kampa katıldıktan sonra, detokslarını ikinci, üçüncü seferinde online yapabilecekleri bir ortam yaratabiliriz. Bir kere yüz yüze kampa katıldıktan sonra detoksun ne olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Kendi kendine detoks yapabilecek konuma gelenlere online kampı öneririm. Ama en az bir kere bu formatta yüz yüze detoks kampını yaşamış olmaları bence çok olumlu bir tecrübe olur. Uzaktan her şeyi usulüne göre gerçekleştirmek istesek de birebirde olduğu gibi anlatamıyoruz. Bakalım pandemi bize daha neler gösterecek, hangi hizmetlerde, konularda revizyon yapmamız gerekecek? 

Türkiye’de tıbbi bitki üretimi ne durumda? Çok bereketli topraklarda yaşıyoruz. Bu bereketle doğru orantılı bir bitki çeşitliliğine sahip miyiz? Tıbbi bitki yetiştiriciliği konusunda ne durumdayız?  

Türkiye’nin bereketli topraklara sahip olduğunu vurgulamışsınız. Bu konuda fikrimi söyleyeceğim. Bu konular çok kompleks konular. Yukarıda bahsettiğim Fitosofia neler yapıyor, çalışmaları nelerdir derken aslında tam olarak Fitosofia’nın çalışma alanlarına ayak basmış oluyoruz. Türkiye’nin bereketli bir toprak yapısına sahip olduğu düşünülüyor. Step, alpin, Akdeniz, Ege gibi birçok iklim kuşağı Türkiye’de kesişiyor. Teorik olarak bereketli topraklara sahip olmamız gerekirken; Türkiye dünyadaki bereketsiz, verimsiz ve aşırı kimyasal ilaç kullanımı nedeniyle en kötü durumdaki ülkelerden bir tanesi. Bu çok üzücü bir durum benim için. Türkiye’nin tarıma müsait olan bölgelerinde o kadar tarım ilacı kullanılmış ki artık bereketli toprağımız olduğunu söyleyemiyoruz. Bereketli hilalin 10 bin yıl önce Mezapotamya’daki buğday tarımına müsaitliği artık yok, bunu tükettik. Çok acı, ama gerçek! Diğer konu, böyle bir coğrafyada bitki, tür çeşitliliğinin fazlalığı doğrudur. Ne kadar tek tip tarım yapıp toprağı zehirlemezsek, bitki çeşitliliği o kadar canlı kalabilir. Hâlâ, çok şükür ki kullanılmayan, tarım yapılmayan araziler o kadar çok ki bitki çeşitliliğimiz fazla. Örneğin Orta Avrupa’nın sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin 3 katına sahibiz. Bu da bizi sevindiriyor. Ama 'Bunu ne kadar daha koruyabileceğiz, buna nasıl sahip çıkacağız ve bu konuda herhangi bir önlemimiz var mı?' bunlar sorulması gereken sorular. Geleceğe yönelik doğadan bitki toplayıcılığı sürekli teşvik ediliyor. Ormanlar ve meraların korunmadığını bildiğimiz bir dönemdeyiz. Bizler gibi uzmanların bu konulara gerçekten parmak basmasına rağmen hâlâ önlemlerin alınmaması çok üzücü. Tıbbi bitki yetiştiriciliği son 10 yıldır ciddi boyutlarda teşvik ediliyor. Türkiye’nin ekonomik kaynaklarının bitmesiyle orantılı olarak bu alanda ekonomik gelir hedefleniyor. Dünya piyasasında tıbbi bitki yetiştiriciliği önemli bir yer alıyor, çünkü hastalıkların konvansiyonel tıp ile çözülemediğini gördüğümüz bir dönemdeyiz. Alternatif olarak görülen tıbbi bitkilerden çare umuyoruz. Bu durum tüm dünyada mevcut, sadece Türkiye’de değil. Türkiye coğrafyasında, Anadolu’da tıbbi bitki yetiştirerek ekonomik açıdan yer alma özlemi çok büyük. Bu düşünce, kullanımına paralel bir düşünce değil, paradoks durum yaşanıyor. Tıbbi bitkilerin halk sağlığı için kullanıma sunumunun standardı bulunmuyor ve sağlanamıyor olmakla beraber bu bitkileri yetiştirilelim, toplatalım ve dünya piyasasına sürelim şeklinde bir çaba var. Defne yaprağında bunu başardık. Üretimi yapılmamasına rağmen, defnede satış yapan ülke olarak dünya piyasasına 1. sıradan girdik. Tarımını yapmadan, çoğaltmadan, yetiştirmeden doğadan topladığımız defneyi dünya piyasasına sunuyoruz. Bu çok olumlu bir durum değil. Bir nevi bastığımız dalı kesiyoruz. Nitekim defne, dalları kesilerek piyasaya sürülüyor. Bu dallar kesile kesile artık ağaçlar da tükenmiş durumda. Batı Karadeniz bölgesi sürekli yağış aldığı ve sürekli kendini yenilediği için sadece o bölge bizim beklentimizi karşılıyor. Diğer bölgeler çok zor durumda. Defne ağaçlarının sayısı gittikçe azalıyor.

Tıbbi bitki yetiştiriciliği konusunda ise tek tip tarım, özellikle bir elin parmak sayısını aşmayan tıbbi bitki yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi bizi fiyaskoya doğru götürüyor. Lavanta uçucu yağının dünya piyasasında talebi yüksek olduğu için yetiştiriciler ona yönlendiriliyor. Fakat her üretici ona yönlendirildiğinde piyasa fiyatı düşecek ve küçük üreticiler arada kaybolup zarar edeceklerdir. Bize genelde bu tip küçük üreticiler geliyor. Fitosofia olarak var olan şirketimizde satacağımız ürünler için destek verdiğimiz üreticilerden oluşan bir yelpazeyle, sosyal sorumluluk projesi bağlamında, ürün oluşturma çabasındayım. Bu konuda küçük üreticilere destek vereceğiz. Aynı zamanda kendimizi düşünecek olursak sadece ve sadece bir, iki, üç, beş değil, 500’e kadar bitkiyi Türkiye’de miktarı az da olsa yetiştirmeliyiz. Bitkilerle tedavi uygulamasını hakkıyla yapmak istiyorsak, bu bitkilerin ilk başta uygun bir şekilde üretilmesi gerekiyor. Bu konuda da ne yazık ki Türkiye çok eksik durumda. Standartlar, kriterler bulunmuyor; bitkinin nasıl yetiştirileceğine, üretileceğine, nasıl hasat edilip kurutulacağına dair standartları Fitosofia olarak uzun süredir iğneyle kuyu kazar gibi araştırıyoruz. Ar-Ge çalışmalarımız hep bu yönde. Şu an Türkiye’nin birçok bölgesinde üretici kadınlarla tek tek oturup bu çalışmayı yapıyoruz. 

Siz fırsat buldukça Türkiye’yi köy köy geziyorsunuz sanırım. Neler yapıyorsunuz gittiğiniz yerlerde? 

Türkiye’yi köy köy geziyor olduğum doğru. Bunun da bir hikayesi var. Almanya’da yaşarken Anadolu, Türkiye florasını incelemek için belli dönemlerde geliyordum. Doğadaki yetişen tıbbi bitkileri fotoğraflıyor ve derliyordum. Bu bağlamda ulaştığım insanlarla etnobotanik çalışmaları da yaptım. 2010 yılında Türkiye’ye döndükten sonra yavaş yavaş Türkiye’de kırsal kalkınmaya yönelik de bazı projeler, dernekler ya da kooperatifler, topluluklar beni kırsala davet ederek proje çalışmalarına dahil ettiler. Bu bağlamda 2010 yılından beri Türkiye’yi gezme olayım aslında hep proje bazlı oldu. Tabii ki gezilere ya da gitmediğim yerlere ayrıca kendi ilgimden dolayı gitmeye devam ettim. Örneğin 5 yıl boyunca Birgi, Salihli, Kirazlı alanlarına giderek Bozdağ florasını çalıştım. Ayrıca Kars, Ardahan gibi, Doğu Karadeniz bölgesi gibi ve Türkiye’nin diğer bölgelerindeki bitki örtüsünü araştırmaya da devam ettim. Şimdi yine köy köy geziyorum. Bu konuda 3. bir boyuta ulaştık. Tıbbi bitki yetiştiriciliğine destek ve danışmanlık verdiğim üreticiler bulunuyor. Fitoterapide tıbbi kullanıma uygun tıbbi ve aromatik bitkiler yetiştirilsin diye çağrı yapmama karşılık veren küçük ölçekli üreticilere ve kırsala yerleşmiş gençlere, kadınlara ve kırsaldan ayrılmak istemeyen bölgede doğmuş büyümüş insanlarına küçük ölçekli üretim için danışmanlıklar veriyorum. Epeydir bunu ücretsiz bir şekilde yapıyorum. Büyük firmalar bu hizmeti ücretli alabilirler. Fakat küçük ölçekli olanlara ücretsiz danışmanlık hizmetim devam etmekte. Bu konuda da Çanakkale ve İzmir civarı şu anda en yoğunluk verdiğim proje bölgelerinden. Tabii ki bu tüm Türkiye için devam edecek. Pandemiden dolayı çok uzaklaşamıyorum. Ardahan, Giresun, Ankara, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgesi sırada bekliyor. 

Kimyevi ilaçları kullanmadan üretim yapmaya çalışan küçük üreticiler var. Bitkilere dadanan haşerelerle baş etmelerinin bir yolu var mı? Eskiler hangi bitkinin yanına ne ekilirse böcek olmaz şeklinde bilgilere sahipmiş ama köylü bir toplum olmaktan uzaklaşıp hızla şehirli formatına geçtiğimiz için bu tip bilgiler kayboldu sanıyorum. Bu tip bilgilere ulaşabileceğimiz bir kaynak var mı?  

Kimyevi ilaç kullanmadan tarım yapma konusundaki sorunuza istinaden açıkçası zehir kullanmadan tarım olayına değinmek istiyorum, çünkü bitkilerden ilaç yaptığımızda onlar da kimyasal oluyor. Fitokimyasal oluyor, bunları kullanıyoruz. Kimyasal kullanmama algısı doğru olmuyor. Biz bitkilere, toprağa zarar vermeyen mücadeleler yapma taraftarıyız, buna da temiz tarım diyoruz. Genel olarak temiz tarımı insanın ihtiyacı olan tüm yaşamı için gerekli olan besin maddelerinin üretiminde de uygulayalım diyorum. Bu şekilde çevremizi kirletmeyiz ve besinlerimizin temizliği üzerinden sağlığımızı koruma şansımız yükselir. Benim alanıma gelecek olursak, şifa amaçlı, tedavi amaçlı kullandığımız bitkilerin zehirsiz üretilmesi zaten elzem bir mevzu. Bunu mutlaka zehirsiz üretmeliyiz. İlaç olarak aldığımız bitkiyi zehirle üretirsek kendimize iyilik yapacağımıza ilaçtan gelecek zararla hastalığımızı katmerlemiş oluruz. Buna çok dikkat ediyoruz. Peki, o zaman ne yapmalıyız ki bitkilerin hastalıkları ya da bitkilere zarar veren haşere dediğimiz böcekler bitkilere zarar vermesin. Bütünsel baktığımızda bitkilerin hastalanması zaten ya bitkinin kendi tohumunun, fidesinin ya da toprağın hastalıklı olmasıyla alakalıdır ya da çevresel faktörler devreye girer. Bütünsel bakış açısına göre olabildiğince temiz alanlarda tarım yaparsak bunların bir kısmını önlemiş oluruz. Bir şekilde bizim yetiştirdiğimiz bitkilere gelen böcekleri uzaklaştırmak için de eskilere bakabiliriz. Etnobotanik ya da çok çok geleneksel yöntemler bulunuyor. Fakat günümüzde tarım, sanayi toplumunun gerektirdiği şekilde konvansiyonel, tek tip tarıma döndü. Bundan dolayı eskiler bile bize öğreti sunacak, alternatif sunacak durumda değil. Bu durumda tabii ki yine o bilgileri sentezleyip almalıyız, ama günümüzde başka yöntemler de bulunuyor. Örneğin, permakültürde kardeş bitkiler sistemi bulunuyor, doğal tarımda da çok çeşitli yöntemler var. Bunları dikkate alırsak bitkilerin hasta olma olasılığını minimalize etmiş oluruz. Ek olarak, yine de olur da hava çok sıcak gider, yağmurlu gider, mantarlaşma/böcekleşme olur ya da salyangoz gibi başka konular olur, hastalık oluşursa başvurabileceğimiz bir Türkçe kaynak olarak Börtü Böcek kitabını yayımladılar. Ama onun dışında da internette birçok bilgi var. Bitki tedavi yöntemlerinden biri bitkilerle bitkilerin hastalıklarını tedavi etmek. İkinci olarak da agrohomeopati diye bir alan bulunuyor. Homeopatiyi nasıl insan ve hayvan sağlığı için kullanıyorsak aynı şekilde bitki sağlığı için de kullanabiliriz. Bu konuda da geçtiğimiz dönemde ve günümüzde oldukça güzel tecrübeler aktarılıyor. Türkiye’de de bu konularda eğitimler veriliyor. Araştırıldığında bulunabilir.  

Danışmanlık hizmetini nasıl bir formatta uyguluyorsunuz?  

Tüm danışmanlık hizmetlerimizi hem doğrudan hem de online olarak uzaktan sunuyoruz. Pandemi döneminde uzaktan zoom bağlantısı üzerinden danışmanlık vermeyi tercih ediyorum.  

Danışmanlık hizmetlerimiz şöyle: 

- Tibbi ve Aromatik Bitki (TAB) yetiştriciliğine hazırlık danışmanlığı 

- TAB üretim tesisi kurmaya hazırlık danışmanlığı 

- TAB üretimi, hasat, kurutma ve saklama koşulları 

- Kırsalda yaşmaya geçiş danışmanlığı 

- Almanya ve diğer ülkelerden Türkiye'ye geçiş sürecinde danışmanlık 

- Sağlıklı yaşam koçluğu 

- Sağlıklı beslenme danışmanlığı 

- Doğal tıp ve bütünsel sağlık alanında mesleki eğitim danışmanlığı (Almanya ve Türkiye) 

- TAB ve bütünsel tıp konularında staj ve gönüllü çalışma alanı seçimi danışmanlığı 

Danışmanlık hizmeti almayı arzu edenler benimle şu mail üzerinden iletişime geçebilir: sadumankaraca@fitosofia.com.tr 

Yerküremizin esenliği için çok önemli bir kavram olan sürdürülebilirlik konusunda görüşlerinizi alabilir miyiz? 

Yerküremizin sağlığı ve esenliği için sürdürülebilirlik kavramına şu şekilde değinebilirim. Evet, tarımda, insan sağlığında ve tüm çevre konularında olduğu gibi sadece bugünü değil, geleceği, bizden sonraki kuşakları da düşünerek, sadece insan olarak değil dönem olarak, bizden sonraki döneme de olabildiğince temiz bir miras bırakmaktan ziyade bizden sonraki nesillerin yaşayabilmeleri için olanak sunan bir çevre ve diğer taraftan da sağlıklı nesiller bırakmak benim için çok önemli. Tek tip tarımdan kaynaklanan birçok tarım hastalığını yavaş yavaş ortadan kaldırmamızda fayda var. Bu konuyla ilgili daha önceki sorunuza cevap verdim. Sentetik kimyasallarla, pestisitlerle, zehirlerle toprağımızı, suyumuzu, havamızı kirletirsek bizim geriye sürdürülebilirlik konusunda bırakacağımız bir şey kalmıyor. İşte bu sağladığımız ve arzu ettiğimiz yaşamı bizim ilk önce hayata geçirmemiz gerekiyor ki bu kavramın içini dolduralım ve bizden sonraki nesiller de bu kavrama uyan ve ona uygun bir şekilde yaşam sürdürme çabasına girsinler ve çalışmalarını da ona göre yapabilsinler.  

Süregelen herhangi bir hastalığımız yoksa genel sağlık için hangi bitkilerden faydalanabiliriz? Şu andaki en önemli gündemimiz olan Covid’ten korunmak için ne önerirsiniz? 

Bu konuda Udemy platformu için mini eğitim dizisi hazırlıyorum. Bunları benim Fitosofia sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz. Benim en sık önerdiğim bağışıklığı güçlendirerek sağlığı koruma çalışması şifalı iksir. Bunun tarifini online mini eğitimde veriyorum. http://fitosofia.com.tr/r/kis-iksiri 

Fitosofia olarak Fitoterapi Temel Eğitim Programı diye bir duyuru yaptınız, detaylarını alabilir miyiz bu eğitimin? Kimlere önerirsiniz?

Fitosofia Akademi Fitoterapi Temel Eğitimi’nde, bitkilerdeki saklı şifâya erişebilme yolunda rehberlik etmek, onları tanıyabilmek ve bitkiler âleminin dilini anlaşılır hâle getirmek gayesi taşıyorum. Bu temel eğitim katılımcılara hem kendi sağlıklarını desteklemeye, hem de meslekî çalışmalarında yeni açılımlar yapabilmelerine olanak sağlıyor.  

Fitoterapi Temel Eğitimi programı; çevrimiçi teorik ders videoları, interaktif canlı yayınlar, kapsamlı sunum dosyaları, uygulama buluşmaları, saha gezisi, kaynak kitaplar listesi, eğitim grubuna ve bireysel çalışmaya eğitmen desteğini içeriyor. Her yılın kasım ayında başlayan, 4 modülden ve toplam 650 saatten oluşan bu eğitim tamamen uzaktan alınabiliyor. 1. ve 3. modül teorik bilgilerden, 2. ve 4. modül ise uygulamalı eğitimlerden oluşuyor. Teorik bilgilerden oluşan modüllere katılımcılar diledikleri zaman kayıt yaptırabiliyorlar. Uygulamalardan oluşan 2. modül Fitosofia Akedemi’nin Seferihisar’daki merkezi ve yakın çevresindeki üretim alanlarında gerçekleşiyor. Saha gezisi olan 4. modülde ise Trobzon’dan Kars’a bitkileri doğal ortamlarında tanıyor ve gözlemliyoruz. Uygulamalı eğitimlere katılamayanlar ya da uzaktan katılmayı tercih edenler ise sahada çekeceğimiz videolara, imkanların izin verdiği ölçüde yapacağımız canlı yayınlara veya canlı yayın kayıtlarına Fitosofia Akademi çevirimiçi eğitim platformundan ulaşabiliyor. Katılımcıların kayıt yaptırdıkları modüllerdeki tüm eğitim videolarına, en az 1 yıl boyunca, sınırsız erişim imkanı bulunuyor. Böylece herkes kendi ritminde ve diledikleri kadar tekrarla eğitimi tamamlıyor. Eğitim tamamlandığında tüm modülleri alan katılımcıları bir sınava tabi tutuyoruz. Katılımcılar Fitosofia Akademi Fitoterapi Temel Eğitimi Sertifikası veya Katılım Belgesi alabiliyorlar. Şunu belirtmeden geçmek istemem; Fitoterapiyi meslek olarak yapmak ve uygulamak isteyenlerin diplomalı hekim ve GETAT tarafından verilen sertifikayı almış olmaları gerekiyor.  

Bu eğitimi bitki şifa bilimi ve sağlıkla ilgilenen en az lise mezunu, internet erişimi olan, bilgisayar/akıllı telefon kullanan her meslekten kişiye öneririm. Hekimlere, diş hekimlerine, eczacılara, ziraat mühendislerine, diyetisyenlere, kimya mühendislerine, aktarlara, TAB bölümü mezunlarına, TAB yetiştiricilerine, öğretmenlere, akademisyenlere ve geçerli öğrenci belgesini sunan ön lisans, lisans, lisansüstü ve doktora öğrencilerine tüm modülleri %20 indirimle sunuyoruz. Ayrıca şiddete maruz kalmış kadınlar, Fitoterapi Temel Eğitimi’nin teorik kısımlarını %100’e varan indirimlerle alabilirler. Yine, düzenli geliri olmayan kişilere teorik modülleri emek takası  yöntemiyle alma imkanı sunuyoruz.  

Fitosofia Akademi bünyesinde sunduğum tüm eğitim ve danışmanlık hizmetlerini web sitemde www.fitosofia.com.tr bulabilirsiniz. 

Verdiğiniz güzel bilgiler için çok teşekkür ederiz Şaduman Hanım.