Okullar Açıldı Ama Ya Tekrar Evlere Kapanmamız Gerekirse

Özge Hoşgör Aşlamacı

Özge Hoşgör AşlamacıUzman Psikolog

02 Eylül 2020
Okullar Açıldı Ama Ya Tekrar Evlere Kapanmamız Gerekirse

Sizi tanıyabilir miyiz?

Uzman Psikolog Özge Hoşgör Aşlamacı. 2010 yılında İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden dördüncülükle mezun oldum. Aynı üniversitede Uygulamalı Psikoloji Yüksek Lisansı yaptım.  Yaklaşık 14 yıldır bu sektörde ve çocuklarla çalışmaktayım. Ağırlıklı olarak çocuk, ergen, özel eğitim ve uygulama alanlarında çalışıyorum. 

Özel çocuklarla da çalıştığınızı biliyordum. Doğru mudur?

Evet. Otizm, zeka geriliği, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü olan, özel eğitim alması gereken çocuklar ve duygusal problemler konusunda da çalışıyorum. Bu çocuklara oyun terapisi uyguluyoruz. Aile danışmanlığı, zeka testleri ve gelişim testleri konusunda da uzmanlığım var.

2020 senesi pandemi sebebiyle küçük-büyük herkesin derinden etkilendiği, ezber bozan durumlarla karşılaştığı bir yıl oldu. Özellikle çocuklar çok geniş bir yelpazede etkilendi bu durumdan. Bir uzman olarak pandeminin çocuklar üzerinde yarattığı etki hakkındaki yorumunuzu alabilir miyiz?

Gerek yaptığım iş itibariyle, bana gelen vakalar üzerindeki gözlemimden, gerekse çevreden gelen bilgi ile gerçek anlamda travmatik olarak algılayan bir grubun yanı sıra daha küçük çaplı etkilenen bir grubun olduğunu söyleyebilirm. Her yaş grubundan pek çok çocukta takıntıların, obsesyonların eşlik ettiği durumlar gözlemledik.

Özellikle pandemi sonrası dönemde takıntıları, inatlaşmaları artan, davranış problemleri gösteren çocukların ailelerinin başvurusu arttı. Bu çocuklarla oyun terapisi ile çalışmalar yaptık. Çocukların bu süreçten olumsuz etkilenmesinde ailelerin etkili olduğunu düşünüyorum. Ailelerin temizlik ve korunma konusunda ısrarcı ve dikkali olmaları tabii ki haklı bir yaklaşım. Ancak gözlemlerim daha titiz, daha detaycı, daha mükemmeliyetçi ve endişeli yapıya sahip ailelerin, bu duygularını ve kaygılarını çocuklarına biraz daha fazla yansıtarak geçirdikleri yönünde. Biraz daha rahat aileler, pandemiyi daha rahat ve sorunsuz atlattılar. 

Çocuklar virüsten korunma konusunda o kadar hızlı bir öğrenme yaşadılar ve biz yetişkinlerden çok daha fazla adapte oldular ki, çalıştığım bazı çocuklar maskemi çıkardığımda beni ciddi anlamda sorguluyorlar. Bana direkt sordukları soru ‘Sen neden maskeni çıkarıyorsun’ oluyor. Ben de ‘Şu an benim yüzümü görmen gerekiyor. İfademi, mimiklerimi rahat izlemen için maskemi çıkarıyorum. Sen maskeli olduğun sürece korkmanı gerektirecek bir durum yok’ diye açıklama yapıyorum. Genel olarak çocukların kaygılarının arttığını görüyorum. İçerde var olup da pandemi dönemi haricinde ortaya çıkamamış bazı duygu ve kaygılar, pandemi ile tetiklendi ve sorun olmaya başladı. Yani kaygı bozukluğuna yatkın bir çocuktur ama hiç bir zaman bunun ortaya konacağı bir durum yaşanmamıştır ama pandemide anne-babanın bunu tetikleyen davranışları, evde kapalı kalmak ve dolayısıyla enerjiyi atamamak bunun yüzeye çıkmasına ve çocuğun normalden daha kaygılı, daha hırçın ve huysuz hale gelmesine neden oldu.

Sizinle özellikle pandemi ve etkilerini konuşuyor olma sebebimiz 2. hatta 3. dalga ihtimallerinin gündemde yer ediyor olması. Umarız olmaz ama diyelim ki 2. dalga oldu, virüs tekrar yayıldı ve geçen ilkbaharda olduğu gibi evlere kapandık. Çocuklarımızın bu durumdan minimum etkilenmesi için işin uzmanı olarak ne önerirsiniz?

Pandemi gerçekten kötü bir süreç, küçük büyük herkesi olumsuz etkiliyor. Hep beraber yaşadık ve gördük. Dediğiniz gibi 2. dalga gelirse belki yine evlere kapanmak durumunda kalabiliriz ya da sıkı önlemler almak gerekebilir. Biraz daha hazırlıklı, psikolojik olarak sabırlı olmakta fayda var. Şimdiden kendimizi bu ihtimale hazırlamak akıllıca olur. Ne olur ne olmaz diyerek tedbiri elden bırakmamak en doğru davranış olur. Bu süreçte çocuklarınızı defalarca uyarmayın. Onun yerine bir kere, düzgünce anlatalım.  ‘Bu seni öldürebilir, hasta eder, çok kötü olursun’ gibi cümleler kuranları görüyoruz. Böyle bir yaklaşım yerine ‘Bu virüs çok tehlikeli. Senden biraz daha tedbirli ve dikkatli olmanı istiyorum. Unutup yapmaman gereken bir şey yaptığında da üzülme, ellerini yıka. Sonrasında da kolonya veya dezenfektan sür. Sen yapamıyorsan ben yakındaysam, benden yardım iste. Ben sana yardım ederim. Bu mikrop insanlar birbirlerine çok yaklaştıklarında, dokunduklarında, öksürük veya hapşırıkla bulaşabilen bir mikrop. Dikkatli olmanı istiyorum.’ Cümlelere bakarsanız güvenilir, kısa, net bir açıklama. Duygu değil, eylem odaklı. Bu cümleleri duyan bir çocuk panik olmak yerine bilgilenmiş olacaktır. Pandemi nedeniyle hasta olmaktan, virüs bulaşmasından aşırı şekilde korkan bir çocuğunuz varsa büyük ihtimalle sizin veya çocuğa yakın olan birinin endişeli konuşmalarına şahit olmuştur. Çocuğunuz virüsten korkuyorsa kendi tavrınızı ve kendi ifade ediş tarzınızı gözden geçirmenizi tavsiye ederim.

Dışardayken de sakin olmak gerekiyor. Çocuğunuz kirli olduğunu düşündüğünüz bir yüzeye dokundu diyelim; panik yapıp gergin bir konuşma ve telaşla çocuğu da korkutmanın anlamı yok. Çocuğa doğru eğilip ‘Canım buraya dokunmaman gerekiyordu. Hadi gel ellerini yıkayalım’ demek ve tüm bunları sükunet içinde yapabilmek esastır. Bu tarz bir yaklaşımla çocuğun psikolojisinin bozulmasının önüne geçersiniz.

Anne ve babası sağlık çalışanı veya her gün iş yerine gidip gelmek durumunda olan çocuklar var bir de. İster istemez ölüm korkusu ile tanıştı bu çocuklar. Annesi-babası için endişelenen çocukların ebeveynlerine ne önerirsiniz? Çocuklarının endişesini hafifletmek için yapabilecekleri neler var?

4 yas ve üstü çocuklar, olanlardan psikolojik etkileniyor. Anne-babaları için endişeleniyorlar. Anne babayı göremedikçe de duyulan kaygı artıyor. Kafalarında en kötü senaryoları üretebiliyorlar.

4 yaş altındaki çocuklarda ise özlemekle ilgili sıkıntılar oluşuyor. Kokusunu, sesini, yakınlığını hissetmeye duyulan ihtiyaç nedeniyle ortaya çıkan bir takım duygular ve çocukta yarattığı etkiler gözlemleniyor. Çocuk içine kapanabiliyor veya huzursuzluk duyabiliyor. Çok anlaşılır bir durum. Özlem var, kaygı var. Televizyonlarda, sosyal medyada sürekli ölüm haberleri dönüyor. Endişe çok olağan.

Anne babalar için çok zor bir durum. Yine net bir açıklama gerekiyor. ‘Ben hemşireyim, ben bir doktorum. Bu salgın nedeniyle hastalanan insan sayısı arttı. İşim insanlara yardım etmek. Yaptığım iş nedeniyle mikroplu bir alanda bulunuyorum. Ve bu ara biraz daha fazla çalışmam gerekiyor.’ gibi. Ev dışında bir yerde konaklama kararı alındıysa yine buna neden ihtiyaç duyduğunu anlatıp çocuğu bilgilendirmek esastır. Ayrıca bu süreçte çocukların duygularını hissedip yansıtmasını yapmak da çok önemli. ‘Biliyorum bu dönemde beni özlüyorsun. Benimle zaman geçirmek istiyorsun. Ben de seni özlüyor ve senle zaman geçirmek istiyorum. Şu an birlikte zaman geçiremiyoruz ama iyi ki görüntülü arama var. Birbirimizi görüyoruz, ne kadar güzel. Anneannen-babaannen, deden var, rahat ol. Her ihtiyacını, isteğini onlara söyleyebilirsin. Bulduğum ilk fırsatta seni arayacağım. Sağlıklıyım ve korunuyorum merak etme. Bu da geçecek. Annen baban olarak her zaman yanında olacağız.’ Gördüğünüz gibi burda da gerçekçi, yapıcı, güven veren bir tavır var. Durumu çocuğun gözünde kırmızı alarmdan biraz daha normale getirebilmek için telefonda oyun oynamayı teklif edebilirsiniz. Aranızda birbirinize bilmeceler sorma, fıkra anlatma alışkanlığı varsa telefonda bunu devam ettirebilirsiniz. Çocuğun uyku saatinde vaktiniz müsaitse telefondan ona masal anlatabilirsiniz. Bu tip bir iletişimle çocuğunuza her şey normal mesajı vermiş olursunuz.

Çocuğun bakımını üstlenen büyükanne-büyükbabalara tavsiyemiz, onların yanında televizyon açmamaları yönünde olacaktır. Çocukların yanında ölü sayısı şu kadar olmuş gibi konuşmalar yapmayın. Eğlenceli, keyifli aktivitelerle vakit geçirmek çocukların duygu durumunu sağlıklı tutacaktır.

Yeni eğitim yılı 31 Ağustos itibariyle başladı. Online eğitim konusunda hem özel okulların, hem devlet okullarının hazırlık içinde olduğunu biliyoruz. Siz online eğitime nasıl bakıyorsunuz?

Online eğitimin örgütlenmesi gerekiyor. Yurtdışındaki modellerden örnek alınıp geliştirilmeli. Bu konuda acele edilmeli. Şimdiden bir sene sonrasının programını oluşturmak gerekir. Her şey iyiye gider, salgın biter, hayat normale dönerse ne ala. Dönmeme ihtimali var yüzde elli, yüzde elli. Bu sebeple online eğitime eğilinmesi gerekiyor. Eminim üst merciler bu olasılıkları bizden daha iyi göz önünde bulundurup değerlendiriyorlardır.

Online eğitimde çocukların sıkılmaması, online derse adapte olmasını nasıl sağlarız? Böyle bir teşvik mümkün mü?

Mümkün ama %100 sonuç alınmaz. Yüzde altmış evet, ama yüzde otuz veya kırklık bir kayıp en motivasyonu yüksek çocukta dahi olacaktır. Hiç bir eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutamaz. Öğrenme algı ve hislerin çeşitli düzeylerde kullanılmasıyla gerçekleşiyor. Görerek, dinleyerek, hissederek. Sınıfta parmak kaldırmak bile çok önemli. İnsan olarak bütünsel şekilde, mümkün olan her duyuyu dahil ederek öğrenme sürecine katılabilmek önemli, işitsel, görerek, hissederek, bedenen. Bu öğrenmenin tam ve kalıcı olmasını sağlıyor. Online eğitimde bunlar büyük oranda kısıtlanmış ve bir anlamda yüzeysel oluyor. Online yüz yüzenin yerini alamaz ama verimin arttırılması için şartlar iyileştirilebilir. 

Anne-babalara bu konuda çok büyük görev düşüyor. Çocukları ders dinlerken yanlarında olmaları ya da en azından ulaşılabilir uzaklıkta olmaları önemli. İhtiyaç halinde, seslendiğinde size erişmesi gerekir, çünkü anlamadığı veya zorlandığı durumlar olacaktır. Küçük molalarda yanında olun. Derse ara verdiğinde televizyon açmasına, bilgisayar oyunu oynamasına müsade etmeyin. Beraber bir şeyler yapmayı teklif edin. Küçük ve keyifli molalar vermelerini sağlayın. Bir molada beraber boyama yapmayı teklif edin. Bir sonraki molada müzik açın, hatta birlikte dans edin. Diğerinde gel çorba içelim, hem de sohbet ederiz deyin. Maksat kafayı dağıtmak ve ekran karşısında oturmaktan sıkıldığı için odaklanma sorunu yaşamasını önlemek. Despot ve otoriter bir tutumla ‘Çalışmak zorundasın, biz de yaptık, mecbursun, otur dinle’ şeklinde emir ve akıl veren konuşmalar yapmak sonuç vermeyecektir. En geç 3. dersten sonra kopup gidecektir. Online derste çocuğun dersten kopmaması için enerjiyi boşaltma konusunda destek vermek gerekiyor. Çocukların okulda ders aralarında oynadıkları gibi oyun oynamanız çok olumlu etkiler yaratacaktır.

Öğretmenlerin pek çoğu ellerinden gelenin en iyisini yapma konusunda çok motiveler. Bana gelen veya çevremdeki diğer çocukların derslerine şahit olduğum oluyor. Öğretmenlerin enerjileri yüksek. Pandemi sürecinde sağlıkçılar ne kadar zorlandıysa öğretmenler de bir o kadar zorlandı. Karı koca öğretmen olan insanlar tanıyorum. Çocukları küçük ve onlar ders anlatırken çocukları bırakabilecekleri yer yok. Çocuklar etrafta koştururken sınıfa ders anlatıyorlar. Büyük bir adanmışlık ve özveridir bu. Takdir etmek gerekir. Motivasyonları son derece yüksek. Şarkılarla, danslarla eğlenceli hale getirdiklerini görüyorum dersleri. Evinin güzel bir balkonu var mesela, çıkmış balkondan resim dersi anlatıyor. Kağıdını boyalarını almış, güzel bir müzik açmış, öğrencilerine siz de kendi müziğinizi açabilirsiniz veya benimkini dinleyebilirsiniz diyor. Ya da evinin bahçesine çıkmış beden eğitimi dersi veriyor, öğrencisini bedenini hareket ettirmek konusunda teşvik ediyor.

Pek çok öğretmenin online derslerine duygu, hissetmek gibi unsurlar kattığını ve ilgi çekici hale getirdiklerini görüyorum. Bunlar çocukların ilgisini derste tutabilmek için harika yöntemler. Online derslerin 30 dakika olması mantıklı, 20 dakikası aktif, son 10 dakika kaçınılmaz olarak kopuyorlar. Okul dersleri 40-45 dakikadır, bunun 30 dakikası aktif geçer. Online dersler için belirlenen süre doğru bir seçim.

Okulların tekrar kapanması ve derslerin online yapılması ihtimali karşısında öğretmen ve ebeveynlere düşen görevleri konuştuk. Online derslerle ve sürekli evde bulunarak bir müfredatı takip etmek söz konusu olduğunda çocuğun öz disiplini de önemli. Anne babaların öz disiplin yaratma konusunda neler yapabileceklerini söyler misiniz?

Anne-babaların ciddi baskıcı, çok mükemmeliyetçi olmamaları, çocuğun çocuk olduğunu unutmamaları çok önemli. Bazen bir aile çocuğu inatçı diye bize başvuruyor, görüşmelerde anlaşılıyor ki çocuk inatçı değil, mesela baba baskıcı. Baba dediğini yaptırmak için ısrar edince bütün ailenin huzurunu kaçırıyor aslında, çocuğun inadı sadece bir tepki.

Çocuklarda öz disiplin 10 yaştan sonra oluşmaya başlar. Soyut düşünme, alternatif düşünme, neden-sonuç ilişkisi kurabilme, aktif rol alabilme, muhakeme ve yargılama yeteneği on yaş sonrası kazanılan becerilerdir. Bu da ortalama 3. sınıf civarına veya 2.sınıfın 2. dönemine denk geliyor. Çocuk bu yaştan sonra ders çalışma, oyun, boş vakit diyebileceğimiz serbest saatlerini organize etme becerisini göstermeye başlar. Bu becerinin yerleşmesinde ailelerin davranışları yön vericidir. Siz sürekli işine geç kalan bir anne veya babaysanız, disiplin çocuğun kafasına çok da gerekli olmayan bir şey olarak yerleşebilir. Ailenin her akşam aynı saatte birlikte bir masanın etrafında sofraya oturuyor olması bile çocukta belirli bir disiplinin oluşmasına katkı sağlar.  İstediğiniz zaman işini yapan, istemediği zaman yapmayan anneyseniz çocuk bunu rol model alır. Aslına bakarsanız çocuk sizin aynanızdır. Ne görürse onu taklit eder. 

Ama her yerde olduğu gibi burda da doz çok önemli. Yani ailelerin davranışlarındaki ayar, çocuğun öz disiplin oluşturma sürecine yön verecektir. Siz çok mükemmeliyetçi, otoriter, her şeyi eleştiren, her şeyde söz sahibi ebeveyn modeli iseniz, çocuğun kendini ortaya koyacağı bir durum yoktur. Ortaya koymasına gerek de yoktur. Her şeyi onun yerine düşünen, çok becerikli, her şeyi halleden bir anneyseniz çocuk bundan olumsuz etkilenecektir. Çocuğun çok disiplinli bir babası vardır. Aynı tavrı, aynı öz disiplini çocuğundan bekler. Ama öz disiplinin oluşması için baskıdan ve yönlendirmeden ziyade aynalamaya, çocuğun kendi kararlarını alabileceği serbest alana gereksinimi vardır. Görev ve sorumluluklarını görüp anlayabileceği şartlar gerekir. Bu şartlar olmadığında çocukta öz güven eksikliği gözlemlenmeye başlar. Öz güven eksikliği de öz disiplinin oluşmasını engeller. Çocukta anne-babanın söylediklerini duymamalar, yok saymalar, inatlaşmalar başlar. Ancak bu bir tepkidir ve çok doğaldır. Yani anne-babanın tavrı nedeniyle çocuk yapması gerekenlere direniyor ve bu nedenle oluşması gereken öz disiplin oluşamıyor. Çocuğu baskılamamanın, sürekli direktifler vermemenin yanısıra çocuğu problemiyle baş başa bırakmak da öz disiplin oluşmasında etkili bir adımdır.

Aksi duruma bakalım, demokratik, destekleyici, işbirlikçi bir aile tavrı. Ev veya araba alırken dahi çocuğunun fikrini alan bir aile. Ama tabi kararların çocuğun istekleri doğrultusunda alınmasından bahsetmiyoruz. Çünkü bu da yanlış, ego şişmesine, çocuğun kendini anne-babadan üstün görmesine neden olur bu tutum. Ortayı bulmak gerekir. Çocuk da fikrini beyan eder. Bu da şöyle yapılır; yeni bir ev almak söz konusu olsun. Çocuğa nerde, nasıl bir ev alalım diye sorulmaz tabii ki. Aile iki seçenek arasında kaldı diyelim, çocuğa sen hangi evi tercih edersin diye sormak doğrudur. Çocuğun da bir evi seçmek için kendince bir nedeni olacaktır, okuluna yakındır, çocuk parkına yakındır, çocuk odası daha büyüktür gibi. Her gün yeni bir eve taşınılmıyor, bu sebeple daha gündelik bir örnek vermek gerekirse çocuğa 'Öğlende ne yemek istiyorsun' yerine 'Öğle yemeğinde köfte-patates mi, tavuk brokoli mi yemek istersin' diye sormak uygundur. Yine ne giyeceğine yaşı buna uygun olan çocuk kendi karar vermelidir.

Öz disiplinin sağlıklı şekilde oluşmasını teşvik eden ebeveyn davranışlarını özetleyecek olursak; çocuğa karşı destekleyici olmak, aile içindeki süreçlerde rol almasını sağlamak, sorumluluk üstlenmesini teşvik etmek, çözebileceği problemleri ile baş başa bırakmak, ebeveyn olarak pozitif örnek teşkil etmek diyebiliriz.  Yaptığı yanlışlarda sert bir cezalandırma yerine daha anlayışlı, daha ılımlı bir tablo sergileyin. Bir hatası varsa öncelikli olarak çocuğu dinleyin. Ardından ‘Bu yaptığın yanlış, şöyle olsaydı doğru olacaktı. Ben senin annenim/babanım, bir hata yaptığında bunu sana söylemek benim görevim. Bir daha aynı hataya düşmeyeceğini düşünüyorum.’ deyin. ‘Ama ne olursa olsun ben senin arkandayım’ diye de ekleyin.

Pandemi, aile içi şiddet konusunu da tekrar gündeme getirdi. Bu konuyu genellikle şiddet gören kadınlar üzerinden konuştuk; evde kalıyoruz tamam da,  30 metrekarenin içinde, kocalarından dayak yiyen, şiddet gören kadınlara ne olacak şeklinde.  Bir de anne-babalarından şiddet gören, sözlü veya duygusal şiddete maruz kalan çocuklar var. Tüm bunları çok bilinçsizce yapan bir kesim var. Tüm bu konuştuklarımız onlara ulaşır mı bilmiyorum. Ama bir de eve kapanmış olmaktan sinirleri yıpranıp çocuğuna bağırıp çağırıp kötü davranan sonra da pişman olan bir ebeveyn grubu var. İkinci ve üçüncü dalgalar gerçekleşirse ve yine evlere kapanmak durumunda kalırsak, gerçi pek çoğumuz tecrübeliyiz evde kalmak konusunda, ne önerirsiniz kendini tutamayan ebeveynlere?

Çocuğuna içindeki negatif enerjiyi yansıtmak tabii ki doğru değil ama olduktan sonra yapacak bir şey yok. Hatalar telafi edilebilir. Bunun için de anne-babaların da özür dilemeyi öğrenmesi gerekiyor. Şöyle bir yaklaşım ve konuşma olumlu sonuç verecektir; Az önce yapmamam gereken bir şey yapmış olabilirim. Bunun için kendimi çok kötü hissediyorum. Sana o şekilde bağırmam doğru değildi. Davranışımın yanlış olduğunu farkettim. Sen de kötü hissettin değil mi şeklinde bir empati cümlesi iletişim kapılarını aralamaya yardımcı olabilir. Bu cümlenin ardından çocuğun yaşı büyükse, çocuk ağlamaya başlayabilir, küçükse arkasını dönebilir, surat asabilir. Önemli olan sizin samimi bir yaklaşımda bulunmanız, durumu düzeltmek için harekete geçmeniz. Kendi hatamı görüyorum ve özür dilerim. Bu güzel bir iletişim dili. Şunu da ekleyebilirsiniz; ama senden rica ediyorum, biraz önce yaptığın hareketi bir daha yapmazsan ben de bu kadar sinirlenmeyeceğim. Bir şey yapmadan önce lütfen gel bana sor, belki ben sana yardım edebilirim. Evde kalmaktan ben de mutsuz oluyorum, işe gidememek, parkta yürüyüş yapamamak beni de yıpratıyor. Seni de anlıyorum. Ama bu dönem böyle. İstersen gel beraber bir şeyler yapalım diyerek o anki durum için uygun bir aktivitede zaman geçirmek iki tarafın da daha iyi hissetmesini sağlayacaktır. Çocuğunuzla bir oyun oynayabilirsiniz, belki bir anne-kız keki yapabilirsiniz veya beraber yapmaktan keyif aldığınız başka bir etkinlik olabilir. Ancak önemli bir noktanın altını çizmek isterim, bu özür dilemeleri alışkanlık haline getirmemek gerekir. Çocuğunuz sizi sinirlendirdiğinde öfkenize, kızgınlığınıza hakim olabilmek sizin yetişkinlik sınavınız. Sürekli özür dilenecek hareketlerde bulunmak ebeveyn-çocuk arasında güvensizlik yaratacak, ilişkiyi olumsuz etkileyecektir. 

Pandemi ve aileler ile ilgili şöyle bir gözlemim oldu; herkes olumsuz etkilenmedi bu süreçten. Çok yoğun bir tempoda çalışan anne-babaların eve kapanması bazı ailelerde çok olumlu sonuçlar yarattı. Boşanmaktan vazgeçen karı-kocalar tanıyorum mesela :) Çocuklar bazında siz ne yorum yaparsınız? 

İçinde yaşadığımız çağın bir getirisi olarak anne-babalar çocuklarını kısıtlı zaman dilimlerinde görebiliyorlar. Anneler biraz daha erken evde olabiliyorlar, ancak onların da evde olduklarında yapmaları gereken çok fazla iş olabiliyor. Pek çok baba ise iş yoğunluğu sebebiyle çocuklarının yatma vaktinden biraz önce, bazen de uyuduktan sonra evde oluyorlar. Karantina döneminde aileler bir arada vakit geçirme fırsatı yakaladı. Bunu çocuğu ile yakınlaşma fırsatı olarak gören ailelerde, özellikle büyüme çağındaki çocuklar üzerinde çok olumlu etkileri olduğunu düşünüyorum. Bir de şöyle bir etkisi olduğunu gözlemledim belli bir kesimde; baba eşine hak vermeye başladı. Daha önce ‘Aman abartıyorsun çocuk bu, ne kadar zorlayabilir?’ derken pandemi sürecinde evde kalıp çocuğu ile birebir ilişki kurduğu süre uzadığında eşinin şikayetçi olduğu şeylerin doğru olduğunu gördü ve ‘Evet haklıymışsın, zor/inatçı/yaramaz bir çocuğumuz varmış. Ama beraber ne yapabiliriz ona bakalım’ diyerek çocuk konusunda eşiyle çatışmaktan ya da anlayışsız davranmaktan vazgeçmiş oldu. Babalar eşleriyle empati yapabilmeye başladı.

Eşler bazında da zamansızlıktan, görüşememekten ilişki sorunlarına eğilemeyen çiftler için ikinci bir şans oldu bu dönem. İlişkiyi yürütecek istekleri ve güçleri olmama noktasından, ilişkiyi tekrar yapılandırmaya yönelenler olduğu gibi hiç bir şekilde anlaşamadıklarını görüp boşanmayı seçenler de oldu. Hayatın içinde zorluklar mutlaka yaşanacak, önemli olan doğru kararlar alabilmek, ilişkiler içinde doğru bir duruş sergileyebilmek.

Çok teşekkür ediyoruz. Çok güzel bilgilerle, konuyu en güzel şekilde anlattınız. Sizin paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?

Yeni nesilde şöyle bir gözlemim var; herkes özellikle bloggerlar, çocuk yetiştirmekte uzman gibi davranıyor. Şunu kabul etmek lazım, eğitim düzeyi yükseldi ve bu dönemdeki anne-babalar çok okuyorlar, çok araştırıyorlar. Ancak sosyal medyada şu gözlemi yapıyorum şunu yapın, böyle yapın gibi paylaşımlar yapılıyor. 'Ben böyle yaptım, iyi sonuç aldım' değil işin uzmanıymış gibi bir tavırla paylaşımlar yapılıyor. Biz yıllardır bu işin içinde olan uzmanları çok üzüyor böyle paylaşımlar. Mesela tuvalet eğitimi kulaktan dolma bilgilerle verilecek bir eğitim değil ama maalesef öyle oluyor. Kendi reklamımızı da yapıyor gibi görünmek istemiyorum ama maalesef bazı hassas konularda bu tip yönlendirme içerikli paylaşımlar faydadan çok zarar verebilir.

Şöyle bir gerçek var; çocuk küçükken görülen bir sorun için uzmana danışmak, tedbir almak, ilerde ortaya çıkabilecek pek çok sorunun önüne geçecektir. Çok teşekkür ederiz Özge Hanım, çok bilgilendirici bir sohbet oldu.

Ben teşekkür ederim, benim için de öyleydi.

Özge Hanım'a instagram hesabı üzerinden ulaşabilirsiniz @uzm.psk.ozgehosgoraslamaci