'Çocuklar Geleceğimizin Güvencesi, Yaşama Sevincimizdir.'

'Çocuklar Geleceğimizin Güvencesi, Yaşama Sevincimizdir.'

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutladığımız bu güzel günde kısaca eğitim ve sanatın önem ve ehemmiyetine değinmeyi uygun gördüm. Bugünün iyi eğitim gören, sanatla haşır neşir büyütülen çocukları yarının Türkiyesini ve dünyasını inşa edeceklerdir. Ulu önder Atatürk'ün dediği gibi 'Çocuklar Geleceğimizin Güvencesi, Yaşama Sevincimizdir.' 

Bugünkü akademilerin isim babası yahut annesi Gregoryen miladından 400 yıl öncesinde Platon’un felsefe derslerine ev sahipliği yapan ve (Matruşka dizilimli bir isim silsilesi sonucu) ismini bu kez Yunan kahramanı Akademos’un mezarına komşuluğundan alan Academia ekolüydü. Yüzyıllar, binyılları kovaladı ve Türkiye’de 60’lı yıllardan itibaren uygulanmaya başlayan ve 70'li yıllarda tek kuruluş çatısı altında toplanan üniversiteye ve yüksek okullara yani akademik dünyaya giriş sınavları, lise mezunları arasında puan bazlı bir sıralama ve tercih usulüyle yapılageldi. Ortaöğretimden sonra özellikle günümüzün rekabetçi dünyasında mesleki ve dolayısıyla yaşamsal kaygılarla eğitim hayatına devam etmek isteyen çoğumuz için de, bu sınavlar aynı yaşamsallıktaki miladi önemini korudu. Dileğimiz eğitim sistemimizin ve milli kültürümüzün muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkması. Bu yazıda yüksek öğrenime giriş sınavları ve eğitim sistemi üzerinde yapılması gerekenlere değil, mevcut işleyişin çatısı altında yetenekleriyle de kendilerini ispatlamaları gereken bir zümreye, sanatçılara odaklanacağız. 

Sanatın herhangi bir dalını icra edebilmek için sonradan edinilemeyecek içgüdülere ve yaratıcılığa sahip olunması gerektiğinin altını çizen “sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur” anonim sözü, bahsi geçen yetenek sınavlarının dayandığı mantığı özetler niteliktedir. Yazar Buket Uzuner’in roman kahramanlarından Şair Doğan Gökay “Sanatın okulu, diploması olmaz. Sanatçının yeteneği ve çalışma disiplini yoksa (romanda üniversite  eğitimini kastederek) gerisi sadece kendini aldatmaktır. Bırakın, gerçekten istiyorsa ve yeteneği varsa o kendi eğitimini tamamlar!” sözleriyle sanatın akademik eğitim olmaksızın doğuştan mevcut olan kabiliyetler sayesinde alaylı olarak da hayata geçirilebileceğine vurgu yapmıştır.  Mustafa Kemal Atatürk’e ait  "Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız.” sözü de benzer şekilde sanatçıların yaradılışsal ve ayrıcalıklı vizyonunu, “Bir miIIeti yaşatmak için birtakım temeIIer Iazımdır ve biIirsiniz ki, bu temeIIerin en önemIiIerinden biri sanattır. Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.” sözleri ise onların toplumsal misyonunu ifade etmektedir. Öte yandan, görüş birliğine sahip ve çoğaltması mümkün bu vecize ve alıntıları hariç tutsak bile, tüm sanatçı ve zanaatçıların dünyaya gözlerini özel insanlar olarak açtıklarını kabul etmek, geri kalan faniler için takdir edilmese dahi kaçınılmaz bir gerçekliktir. Doğada mucizevi ve ilham verici olarak gördüğümüz ve duydugumuz ve ateist olmayan tüm inanç sahipleri icin yaratıcı güce veya güçlere atfedilen tüm simetrik, estetik, melodik görüntü ve sesler, aracı kurum olarak insani dokunuşla ve yorumla buluştuğunda, orada sanatçıların kreatif gücü devreye girmiş olur. 

Pandemi gündeminde ve zorunlu karantinalarda evde calışma, evde spor, evde meditasyon gibi kronik alışkanlıklar teknoloji ağırlıklı bir eksende varlığını evrilerek sürdürürken, yemek yapmak, sohbet etmek gibi daha geleneksel alışkanlıklar da günlük hayatın içinde kendilerine daha fazla yer açtı ve bedensel olarak yalınlaşılan ve yalnızlaşılan günlerde ruhsal olarak özlenilen daha sıcak ve organik zamanları rehber edinmenin bize faydasını ispatladı. Sanatın sınır tanımayan misyonu da bu döneme küresel olarak damgasını vurdu ve balkon korkuluklarından fışkıran sesler, hastane koridorlarında çekilen moral klipleri, Andrea Bocelli’nin Duomo Katedrali’nin vitraylarını çınlatan umut ve şifa performansı, sayısız sanatçının ve orkestralarının sanal ortamda bir araya geldigi ve senkronizeleştiği canlı konserler, müziğin evrensel olarak ruhun gıdası olduğunu somutlaştırdı ve tüm dünyaya aynı anda yayın yapan fiber ağlarla insanlar eşzamanlı olarak aynı duygularda buluştu. Tabii online film ve tiyatro festivalleri, sanal müze turları, beyaz perdeden beyaz cam ve dijital platformlara taşınan vizyon filmleri, sosyal medyada ya da sabit sitelerde paylaşılan sayısız güzel sanat performansı, bu karamsar günlerde de dışavurumları dinmek bilmeyen özel insanlarla, hepsinin şahsına münhasır ve müptela kitlelerini, öğrencilerini görmeden ders anlatmak zorunda kalan eğitim görevlileri gibi interaksiyondan uzak da olsa buluşturdu ve artık simbiyotikleşmiş ve karşılıklı tiryakilik oluşmuş yaşamlarında birbirlerinden mahrum bırakmadı. 

Öte yandan yakın gelecekte, güncelden beslenen modern sanat eserlerinde izlerini muhtemelen bol bol göreceğimiz günlük hayatımızın parçası haline gelmiş maskeler, Ataturk’ün tabiriyle “güzelliği ifade eden" geleneksel sanatın estetik algısına ters gittiği için dışavurumlarda halen yok hükmündeler, ki bu da ilgili kitlelerin normalleşme beklentisinde büyük bir destek gücü oluşturmakta. Yaşamsal döngüde evlere kapanmaları imkansız olan, manuel üretim gücünün bel kemiklerinden, kendi kendilerini tekrarlasalar da replikalarin efendisi olmayı başarmış pratisyen zanaatçılar ise, ustalar ve çıraklar olarak zaten halen sahada ve işbasında. Yine Atatürk’ün tabiriyle "toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden”, hayatlarımıza akla gelen ve gelmeyen her an dokunan ve hünerlerini her koşulda sürdüren tüm sanatkâr ve zanaatkârlara bizi aydınlattıkları kadar aydınlanacakları, duygulandırdıkları kadar duygulanacakları, umutlandırdıkları kadar umutlanacakları, (tercihen cinayetlerden, eziyetlerden, savaşlardan, afetlerden uzakta bir dünyada) esinlendirdikleri kadar esinlenecekleri ve esenlikle sürdürecekleri günler, aylar, yıllar dileğimizle...  

Referanslar: 

"İnsanlar olgunlaşmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapmaz, millet ki, heykel yapmaz, millet ki, fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.”

Mustafa Kemal Atatürk 

“Sanat güzelliğin ifadesidir… Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık… olur.” Mustafa Kemal Atatürk