Gökyüzü Herkese Cömert, Niye Bana Cimri?

Gökyüzü Herkese Cömert, Niye Bana Cimri?

Astroloji hakkında sık sık duyduğum bir soru var. ‘Aylık astrolojik yorumlarda burcum veya yükselen burcum için çok iyi şeyler yazıyor ama benim hayatımda hiç iyi şeyler olmuyor veya hiçbir şey olmuyor.. Hatta bayağı kötü şeyler oluyor. Ama aynı burç/yükselen burçtaki arkadaşımın başına hep en iyi şeyler geliyor ve bu sürekli böyle.’

Öncelikle her zaman söylediğim şeyi bir kez daha tekrarlayacağım; burca göre yapılan yorumun birebir çıkmasını beklemeyelim. Her insanın haritası bir diğerinden farklıdır. İkiz kardeşlerin bile haritaları birbirine benzemez. Hatta bazen o kadar farklı etkiler alır ki, ikizler ne fiziksel benzerlik gösterir ne de hayat tecrübeleri aynı olur. Bir arkadaşımın ikiz kızları var mesela; kızlardan birini gece yarısından beş dakika önce diğerini ise gece yarısından sonra doğurdu. Kızların hem doğum günleri farklı, hem aradaki zaman farkından dolayı yükselenleri farklı ve tabii ki haritaları birbirine hiç benzemiyor. Bu arada kızlardan biri sarışın, diğeri kumral ve yüz hatları değil ikiz gibi, kardeş kadar bile benzeşmiyor. Kızların ikiz olduğunu bilmesem kardeş bile demem. Tabii ki bu kadar fiziksel farklılığın yanında kişilikleri ve ilgi alanları da çok farklı. Öyle biri dışa dönük, diğeri içe dönük filan gibi de değil. İkisi de çok konuşkan ve cana yakın ama biri tam bir bilim meraklısı, mühendis kafalı, diğeri tam bir sanatçı. Yani astrolojik haritalarımızdaki farklar yaradılışımızı etkilediği gibi hayattaki tecrübelerimizi de etkileyecektir. Astrolojik haritalarımızdaki ev yerleşimleri, gezegenler arası açılar, asteroidlerin konumları, sabit yıldızlar, bazı özel durumlar vs her birimizin haritasını benzersiz kılmaktadır, bu durumda başımıza gelen olayların da çok çeşitli olmasına da şaşmamak lazım.

Böyle bir girizgahtan sonra kısa bir astrolojik bilgi vermek istiyorum. Biraz astroloji bilenlerimiz kabaca şunu biliyordur; kare ve karşıt açılar biraz daha zorlayıcı tecrübeler yaratırken, üçgen ve altmışlık açılar daha rahat etkiler yaratır. Kavuşumlarda da hangi gezegenle kavuşum yaşandığına göre pozitif veya negatif etkiler söz konusu olur. Diyorum ki bu, eksik veya yanlış bilgidir. Mesela transit Marsın natal Plutomuzla kavuşum yaptığı dönemde bu etkiyi artmış güç ve özgüven veya öfke ve kızgınlık; anlamlı bir hedef için efor sarfetmek veya hareketlerimizle sürekli tehlikeli durumlar yaratmak şeklinde yaşayabiliriz. Yani bir kavuşum açısı bize güç, özgüven, artmış enerji, iş yapabilme kapasitesi gibi olumlu enerjilerin yanında kızgınlık, agresyon, işleri bitirmekte güçlük, sürekli belanın üstüne gitmek gibi durumlar da yaratabilir. Yani sanıldığının aksine iyicil kabul edilen açılar sadece pozitif, zorlu kabul edilen açılar sadece negatif etki yaratır diye bir kural yoktur.

Transit Mars natal Pluto karşıtlığını yaşarken kendimizi, hareketlerimizi kontrol edemez, sürekli tehlikeli insanlarla çatışırken, birileri bizi manipüle etmeye çalışırken, birinin hareketlerine sinirlenirken veya birileri her yaptığımıza sert tepkiler verirken bulabileceğimiz gibi aynı karşıt açıya gayet pozitif tepkiler vererek kendimizi güçlü insanlarla etkin şekilde savaşırken, herkes gibi davranmayıp kendi doğrularımızı takip ederken, kararlı aksiyonlar alırken bulabiliriz. Açının hem negatif, hem de pozitif yönlerini tecrübe edebileceğimiz gibi sadece pozitif yönlerini de tecrübe edebiliriz. Tabii ki harita bazında neye nasıl tepki vereceğimizi gösteren başka belirteçler de var. Bugün burda hiç astroloji bilmediğimizi, astrolojik danışmanlık alma şansımız olmadığını veya ‘Benim kafamı gezegenlerle karıştırma, Jüpiter veya hangi gezegen benim burcuma şans getirecekse ben bundan nasıl nasibime düşeni alırım, negatif görünen bir açıyı ben nasıl pozitif kullanırım?’ dediğimizi varsayarak anlatıyorum.

Bunun iki basit kuralı var; erdemli davranış ve ruh hali içinde olmak ve tabii ki her zaman doğru adımı atabilmek. Erdemli davranışları da en kısa haliyle özetleyelim; sevgi dolu, nazik, cömert, dürüst, çalışkan ve ılımlı olmak. Yani diyorum ki; etrafımızdaki insanlara sevgiyle yaklaşabiliyorsak, her zaman yerine göre uygun nezaketli tavırlar içinde hareket edebiliyorsak, yaşayan her canlıya kıymet verebiliyorsak, yalan söylemeden, dedikodu yapmadan, kimseyi aldatmadan, insanların arkasından iş çevirmeden, çalmadan, iftira atmadan işlerimizi hallediyor ve günlük yaşamımızı sürdürüyorsak, tembellik edip yayarak bir hayat yaşamak yerine çalışkan ve üretkensek, maddi ve manevi cömertsek, paraya ihtiyacı olana para yardımı yapıp sevgiye ihtiyacı olana sevgi gösterebiliyorsak, yaşamımızın farklı alanlarını dengeli şekilde yaşıyorsak yani işimize, ailemize, sağlığımıza, hobilerimize, arkadaşlarımıza vakit ayırmada dengeliysek zaten doğru zamanda, doğru adımı atabilme yeteneğimiz de gelişmiştir.

Bilmem anlatabildim mi? Anlamlı sonuçlar yaratmaya yarayan hiç bir erdeme sahip değilsek, herkesle ve her şeyle kavga halindeysek, çalıp çırpıyor, önümüze geleni dolandırıyor, dedikodunun, iftiranın, kumpasın, yalancılığın bini bi paraysa hayatımızda, narin totomuzu kaldırıp aksiyon almaya üşeniyor, ağzımızı açıp konuşmak için neredeyse para istiyorsak, değişmemek için elimizden geleni yapıyor, her türlü yeniliği ve öğrenmeyi reddediyorsak, hatalarımızı görmezden geliyorsak, cimrilikten ölürken hep bana hep bana şeklinde bir zihniyetimiz varsa, hayatımızda bir denge yoksa mars retrosu da, merkür retrosu da bizi çarpar, güneş tutulması tepemize çıkar, Satürn Pluto karesi çok fena tepeler, hatta milletin yayıp eğlendiği Venüs Uranüs altmışlığı bile bizim burnumuzdan gelebilir. Yani yanlış adımlar atıp doğru sonuçlar bekleyemeyiz.

Bu noktadan sonra ‘Aman benim burcumun aylık yorumları neymiş? Aslana ne oluyormuş, Koça aşk var mıymış?’ şeklinde burç yorumu kovalayanlarımıza sesleniyorum; hiç bir astrolog, hiç bir falcı, hiç kimse geleceğin ne getireceğini bilemez. Size geleceği söyleyecekleri umuduyla bu tip işlere para harcıyorsanız, vazgeçin. Geleceği sadece ve sadece bizim hal, tavır ve aksiyonlarımız belirler. İyi tohumlar ekersek iyi bir hasat yaparız. Umduklarımızı yaratmak için işe en temelden başlamak gerekir. Yıllarca oturduğu yerden esma çekenleri şaşkınlıkla izlemişimdir. Para istiyorsan çalış, aşk istiyorsan peşine düş, sağlık için iyi bir doktor bul, Agop’un kör kazı gibi yemeyi kes, sağlıklı beslen. İstiyorsan boş vaktinde esmanı yine çek ama önce o esmanın gereklerini yerine getir. Adalet istiyorsan önce sen adaletli ol, zenginlik istiyorsan önce çalış, sevilmek istiyorsan önce sen sev. Olduğumuz halimiz çok mükemmelmiş gibi değişmeyi reddedip hep aynı kısır döngüde hareket edip kendimize ve çevremize hep aynı sığ ve sıkıcı, artık inandırıcılığı bile kalmamış yalanları tekrarlayıp insanları ve olayları manipüle ederek ne kadar yol katedeceğimizi sanıyoruz merak ediyorum.

İnsan olarak istek ve arzularımız üç ana tema etrafında döner para, aşk, sağlık. Çok nadiren ruhsallığın farkında olanlarımız çıkar. Mutluluk, başarı, tatmin filan bu üçlünün yan ürünüdür. Para için bir meslek edinebilmek adına eğitim gör, çalış, paranı doğru kullan, işinin gerekleri için kendini geliştir. Aşk en kolayı önce sen kendini sev, kendini seversen karşındakini sevebilirsin, o da seni sever veya sen kendini seviyorsan seni sevecek birini bulman zaten kolay. İlişkin için emek harca, kendini geliştir, doğru adımlar atabilmeyi başar. Sağlık için de bedenine ve ruhuna iyi davran. Sağlıklı beslen, egzersiz yap, ruhunu güzel şeylerle besle, hayatını güzelliklerle doldurma yoluna git. Gerisi zaten gelecektir.

Ama bazen bunlar da yeterli olmaz. Yeterli olmaz derken zaten bunları yapıyor ve belli bir ritimle ilerliyorsan hayat aynı bilgisayar oyunu oynar gibi level atlamanı bekler. Çok sevdiğim bir arkadaşımın başından geçenleri anlatayım örnek olarak. Bu arkadaşım uzun yıllardır memleketin önde gelen büyük şirketlerinden birinde çalışıyordu. Yıllar içinde yaptığı birikimle kendi işini yapmaya karar verdi. Bundan 5-6 sene önce işi bıraktı, bir arkadaşıyla büyük bir fast food markasının bir şubesini açtılar. Ancak ortaklı iş yapanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir, onlar da yürütemediler ve ayrıldılar. Arkadaşım tekrar kurumsal hayata dönmek istemiyordu. Bir müddet düşündükten sonra aileden kalma toprakların başına geçip çiftçilik yapmaya başladı. Yanılmıyorsam işten ayrıldığı sene Jüpiter Güneş kavuşumu yaşıyordu. Hayatın ona yaptığı çağrıya kulak vermişti. En baştan çiftçilik yapmak üzere oturmuş bir işi bırakmak onun normlarına uygun değildi sanırım. Bu sebeple varoluş onun önüne daha kolay ikna olacağı bir seçenek çıkardı ve o da kısa sürede bunun istediği iş olmadığını, yanlış bir adım attığını anladı ve kendisi için doğru olan adıma yöneldi. Şimdi her gün yeni birşeyler öğrenerek ve çiftliğini geliştirerek mutlu mesut kendi işini yapıyor

İşle ilgili bir örneğim daha var, gerçi her ikisinde de işleyen bir düzeni olan insanlardan bahsediyorum ama ikisi de hayatın çabaya ve adım atmaya aşık olduğunu gösteren örnekler. Neyse diğer arkadaşım da yine büyük bir firmada yöneticiydi. Bundan birkaç sene önce kabzımallık yapan babası ağır bir hastalığa yakalandı. Baba o dönem çalışacak durumda değildi. Ancak ne kadar hasta olursa olsun iyileşip hayata devam etmeye niyeti vardı ve işini kapatmayı istemiyordu. Bu durumda arkadaşım yaklaşık bir yıl boyunca her sabah üçte kalkıp hale gitti, malını alıp yapılacakları yaptı, ardından kendi işine gitti. Bir yılın sonunda ne oldu biliyor musunuz? Baba sağlığına kavuştu, işinin başına döndü. Varoluş, yardım ettiğin kişi baban da olsa, bu kadar özverili ve yorucu bir çalışmayı ödülsüz bırakamazdı. Arkadaşımın çalıştığı şirketin CEO’su beklenmedik bir kararla emekli oldu ve adaylar arasında en genci olmasına rağmen arkadaşım CEOluğa terfi etti.

Yani erdemli olmayı ve hayatın önümüze çıkardığı olaylarda doğru adımları atmayı başardığımızda haritamız isterse tamamen kare ve karşıt açılarla dolu olsun hiç fark etmez, olaylar bir şekilde bizim lehimize sonuçlanacaktır. Erdemli olmak iyi karma yaratmanın en kestirme yoludur aslında. İyi karma da en zorlu astrolojik açıların bile üstesinden gelmemize yardımcı olur kanaatindeyim. Hani doğum haritasının üzerine çıkmak diye bir kavram var, yani haritanın artık seni bağlamaması, kısıtlayıcı açıların artık seni kısıtlayamaması filan gibi bir durum. Bunu yapmak için astroloji bilmemize veya 80 yaşına gelmeyi beklememize gerek yok. Gerçi beklemekle olacak bir şey de değil. Ne yaşlı insanlar var, yaşlarının gerektirdiği bilgeliğin %1'ine bile sahip değiller. Yaşlılara saygımız sonsuz ama kendimizi vaktinde eğitmezsek bu da hayatın gerçeği. Emeksiz yemek olmuyor. O yüzden düşüncelerin negatif mi? Farket ve pozitife çevir. Bir hastalığın mı var? Sorunun küçükken çaresini ara. Zengin mi olmak istiyorsun? Çalış ve yaratıcı ol. Kibirli misin? Hemen şimdi vazgeç bu huyundan. Korkuyor musun? Her neyden korkuyorsan üzerine git. Kendini sevmiyor musun? Nedenlerini araştır ve kendini seven insanların nasıl hareket ettiğine bak. İlişkini, evliliğini iyileştirmek mi istiyorsun? Önce kendindeki kusur veya eksiklikleri bul. Kusur ve eksiklik deyince hep olumsuzluk aramak gerekiyor gibi geliyor kulağa. Aksine belki çok vericisin. Vericiliğin hayatının başka alanlarında işe yarıyor olabilir. Ancak aşırı vericiliğin ilişki dengelerini olumsuz etkileme ihtimalini unutma. İlişkin yine de yürümüyor mu? Ayağında pranga gibi taşıma, bitir. Tembel misin? Harekete geç. Ha bu arada tembellik sadece fiziksel olmuyor, araştırmaya, düşünmeye, konuşmaya üşenmek de tembelliktir. Üşenme düşün, üşenme soru sor, üşenme risk al, üşenme her gün oku, yeni bilgiler öğren. Hayat gerçekten çabaya ve adım atmaya aşıktır. Senin çabanı gördüğünde seni ödüllendirir, korkup geri durduğundaysa elindekileri de alır.

Son bir örnekle yazıyı bitirelim. Kırkına merdiven dayamış, hiç evlenmemiş, bir hayli çapkın kuzenimin başından geçenleri paylaşmak istiyorum. Her çapkının başına gelebileceği gibi hiç ummadığı bir zamanda çok güzel, aklı başında, genellikle takıldığı hanımların profiline uymayan bir kızla tanıştı. Bizim gördüğümüz kadarıyla her geçen gün kıza biraz daha aşık oluyor ama yaşadığı hayattan da vazgeçemiyordu. Durumun vahametini anlayan kız, son bir şans daha verip bir düzelme göremeyince sırra kadem bastı. Bizim çapkın uzunca müddet bu durumdan hiç etkilenmemiş, ayrılmayı kendi istemiş gibi davrandı. Sonra o da kayboldu ortalıktan, uzunca bir süre. İki yıla yakın bir zaman geçmişti ki ortaya çıktı. Bu süre zarfında işleri kötüleşmiş ve batmış. Zamparalığın dibini gördükten sonra kızı unutamadığını kabul etmiş, kızın peşine düşmüş. Ancak kız telefonunu, evini, işini değiştirip, sosyal medya hesaplarını kapattığı için bizimki kıza ulaşamamış. Altı ay kadar umutsuzca aramadan sonra bir gün yolda görmüş kızı. Kızın konuşmak istemeyeceğini akıl edip takip etmiş evine kadar. Kızla ilk konuşma girişimi başarısız oldu tahmin edileceği üzere. O cici kızı zıvanadan çıkarmış, kız neler neler söylemiş.. Bizimki yılmadı, nerdeyse iki ay kızın kapısında yatıp kalktıktan sonra kız yemeğe çıkmayı kabul etti. Bizimkinin ne kadar dil döktüğünü bilmiyoruz kıza, biraz vakit aldı ama sonunda değiştiğine ikna etti ve evlendiler. Evlenmelerinin ardından sihirli değnek değmiş gibi batırdığı bütün işlerini tekrar yoluna koydu. Şimdi huzur ve mutluluk içinde yaşıyorlar. Bu üç olayın kahramanlarından izin istedim burda size anlatabilmek için. Bizim kuzen konu başlığımın ne olduğunu bilmediği halde bana şöyle dedi; ‘Değişmek istememem hayatımın en kötü iki buçuk senesini yaşattı bana. Lütfen en ince ayrıntısına kadar anlat ki hayatta yanlış seçimler yapmanın, değişimden korkmanın nasıl sonuçlar doğurduğunu herkes bilsin.’ Sizleri sıkmamak için hikayeleri özet geçtim. Ana fikir; kendimizin en iyi versiyonu olmayı başarıp hayatta doğru seçimler yaptığımızda ve tabii ki değişmekten korkmadığımızda gökyüzünün astrolojik görünümleri de bizi olumlu etkileyecektir. Ramiz Dayının dediği gibi; ‘Bazen hayat seni öyle zorlar ki yeğenim, yolun başında kimdin unutursun.’ Hayat değişmemiz için zorluyorsa yanlış olan bir şeyler vardır.

Aşk ve ışıkla kalın..