Mutluluğun En Basit Tanımı(2.bölüm)

Mutluluğun En Basit Tanımı(2.bölüm)

Mutluluğun peşinden koştuğumuz bir duygu durumu olduğundan, bazı sebeplerden dolayı mutluluğa ulaşmakta zorlandığımızdan bahsetmiştik bir önceki yazımızda. Gelin birlikte bu engellerin ne formlarda ortaya çıktığına bir göz atalım.  Bu arada okumadıysanız yazının 1.bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Şu arabayı alırsam, bu evde oturursam şeklinde örnekler vermiştik. Şu kadınla veya bu adamla evlenirsem, ofiste benimle aynı işi yapanları sollayıp terfi edersem, milyon dolar ciro yaparsam, çalıştığım alanda en güçlü ben olursam, yeterince ünlü olursam, 10 kilo daha zayıf olursam, Rio karnavalına gidersem.. Dikkat ederseniz, ileri doğru bir projeksiyon var her cümlede. Öteliyoruz. Şart koşuyoruz. Sebebi olmak zorundaymış gibi düşünüyoruz. Daha önce de söyledim, mutlu olmak için nedene gerek yok. Sen mutlu olmayı bilmiyorsan o adamla veya o kadınla evlensen de mutsuz olacaksın. Şu kadar kazanmak, şunu bunu almak şeklinde kendine koyduğun hedefler de sana yeterli gelmeyecek. Çıktığın seyahatler seni anlık olarak yükseltecek, özlemini duyduğun geniş mutluluk hissini asla tattırmayacak. Güç veya ün ise asla tek başına mutluluk getirmez. Öncelikle mutluluğun bizim dışımızdaki şartlara bağlı olmadığını anlamak önemli.

Bir de geçmişe takılı kaldığı için mutluluğu yakalamakta zorlananlar vardır. Onların zihni hep şöyle işler ‘Annem-babam beni sevmedi çocukken, eski eşim berbat bir insandı, hayatım boyunca gün yüzü görmedim, çalıştığım iş beni asla memnun etmedi’. Geçmişte yaşanmış zorlukların listesi uzar gider.

İnsanlar geçmiş tecrübelerle öğrendikleri olumsuzluklara takılı kalırlar. Bunu da çeşitli şekillerde yaparlar. 'Bize iyisi denk gelmez, para bizi bulmaz' vs gibi kalıpları olan insanlar vardır. Bunu düzenli olarak zihinlerinde, hatta günlük konuşmalarının içinde tekrarlarlar. Bir de geçmişte yaşadıkları tecrübe her ne ise, benzeri ile karşılaşmaktan korkanlar vardır.  Bu grup, mesela geçmişte bir kere başarısız olduğu için aksiyon alamayanları içerir. Aksiyon almadıkça da hayat akmaz, akmadıkça da mutsuz olurlar. Geçmiş tecrübeler doğrultusunda düşünce kalıpları ve savunma mekanizmaları yaratırlar kendilerine. Korku, kaygı, öfke, umutsuzluk, değersizlik ya da yetersizlik temalı bloklar koyarlar mutlulukla aralarına. Saydığımız tüm bu duyguların zihnimizdeki ve hayatımızdaki yansımalarının neye benzeyeceğini biliyorsunuz diye tahmin ediyorum. Ama aralarından yetersizlik duygusunu açmak isterim. Gözlemlerime göre aksiyon almanın önündeki en büyük engeldir yetersizlik. Ve tüm olumsuz duygular arasında kökü en derinde olandır. Ya başarısız olursam, ya sonuç beklediğim gibi olmazsa, benim sevgim ona yetmezse, ya beni reddederse, yetemezsem.. Bunların kökeninde bazen çocukluk ya da ilk gençlik yıllarındaki tecrübeler yatar. Ama bazen de çekirdek ailemizdeki kişilerin başından geçenler de yetersizlik veya yukarıda bahsettiğimiz her hangi bir duyguyu sahiplenip benimsememize  sebep olabiliyor. Yani mutlulukla aramıza yerleştirdiğimiz duygu, davranış şekli, düşünce kalıbı her ne ise kendi başımıza gelen bir travma sebebiyle olabileceği gibi ailemizden birinin travmasıyla da ilgili olabiliyor.

Mutlulukla Aramızdaki Engeller Varlıklarını Nasıl Sürdürüyor

Gerçek mutlulukla aramızdaki engelleri bu kadar kolay tanımlayabiliyorsak neden hala mutsuz olmaya devam ediyoruz? Çok akıllıca bir soru. Bazen maskeler takarız, içimizde olan duyguları inkar ederiz. Bu duygularla yüzleşmek o kadar büyük derttir ki bizim için, varlıklarını bile görmezden geliriz. Dışarı karşı mutluymuşuz, her şey yolundaymış gibi yaparız. Bazen kendimize de söyleriz bu yalanı, ısrarla. Koca bir yalanı oynar ve yaşarız aslında. Hayatımızdaki önemli rolleri özenle dağıtırız yakın çevremizdekilere. Ancak size şu kadarını söyleyebilirim; hayat evrimden taraftır. Yani bir şekilde sizin piyesinize son noktayı koyar ki mutsuzluğunuzla yüzleşebilin diye.

Varoluşun bizi zorlamasına, komplolar kurmasına gerek kalmadan, mutluluk yolunda atılacak cesaret gerektiren adımlardan biri mutsuz olduğumuzu itiraf edebilmekten geçer. Neden mutsuz olduğumuzu sesli olarak itiraf ettiğimizde hiç birimiz ‘Mutsuzum, çünkü son model bir Ferrarim ya da Miami sahilinde evim yok’ demeyiz. Ama şunu söyleriz ‘Mutsuzum, çünkü evliliğim iyi gitmiyor’, ‘Mutsuzum çünkü hayatımda beni mutlu eden özel bir insan yok’. ‘Mutsuzum, çünkü elde etmek için çabaladığım ş e y l e r i n ne kadar boş olduğunu anladım’. Mesela hala paranın mutluluk için gerekli olduğunu savunan insanlar var. Şöyle diyeceğim; para, zenginlik kötü değildir, mutlu olmaya biraz niyetin ve cesaretin varsa pozitif katkı sağlarlar. Ama para mutlu olmak için şart değildir, tek başına yeterli de değildir. Şunu da söyleyen insanları çok duydum ‘Bütün hayatım boyunca para ve statü için çalıştım ama sağlığın olmayınca ya da sevdiğin insan yanında olmayınca her şeyin ne denli boş olduğunu anladım’. Bunları itiraf edebilmek iyidir. Çünkü bunları itiraf eden insan hayattan ne beklediğini, kendisiyle ilişkisinin ne durumda olduğunu, hayatta takılı kaldığı bir konu veya kişi olup olmadığını irdeleyecek kıvama gelebilir bir süre sonra. 

Mutluluk yolunda atabileceğiniz en iyi adım kendinize uygun soruları sorup cevaplarını açık bir yürekle vermekten geçer. Mutlu muyum? İçinde bulunduğum tabloda kendimi mi kandırıyorum ya da ne var bu tabloda? Hayattan gerçekten ne istiyorum? Beni mutlu olmaktan alıkoyan duygu, beklenti, tavır nedir? Neyi yanlış yapıyorum? Neyi farklı yapmalıyım?  Mutlulukla aramdaki engeli olduğu yerde tutmamın ardındaki statüko nedir?  Mutlulukla aramdaki engeli kaldıracak gücüm var mı? Mutlulukla aramdaki engeli kaldıracak cesaretim ve isteğim var mı? Yoksa mutsuzluk içinde debelenmek, en azından aşina olduğum bir durum olmasından ötürü, kolayıma mı geliyor? Bu denli basit. Bu yazının devamı gelecektir, takipte kalın :)