Uzak-ara: Hindistan 2

Uzak-ara: Hindistan 2

Bombay'da Hayatta Kalma Rehberi!

Mumbai Türkçesi Bombay, kalabalık, hareketli, sesli… Gün güneşli başladıysa, sen Polyana kafasındaysan ‘dinamik’ diyorsun, ‘renkli’ diyorsun. Şayet canın burun kanallarına yakınsa, 45 dakikadır marketten çıkmaya çalışıyorsan ya da 3 saattir 8 kilometreyi katedemediysen ‘kaotik’ diyorsun, ‘jungle’ diyorsun! Diyorsun da diyorsun; dümdüz devam ediyorsun…

Yoğun insan ve araç trafiği, Mumbai’nin nabzını dolayısıyla şehirde hayatın temposunu belirliyor. Bildiğimiz alıştığımız tempodan açık ara uzak bir tempo. 30 yıllık metropol insanıyım, 19’umdan beri yazı yazarak kazanıyorum paramı ama Mumbai yaşamını anlatan bir kelimem yok!

Adı önemli mi? Hiç değil!

Hayat devam ediyor mu ediyor…

Her canlı gibi bu şehrin de kendi dinamiklerine bağlı kendi çözümleri, nevi şahsına münhasır bir düzeni var. Doğru ve yanlış orada şekil değiştiriyor; yeni normlarla devam ediyor hayat. İşte bu yüzden ‘normal’ kavramı dünyanın en yalan kavramı ya… Kime normal, neye normal? Nabız atıyor mu? Atıyor! Ritmi tutturmak için aç kulakları…

Kulak ve ritim konusunda ne kadar özürlü olursan ol, hayatta kalmak için ister istemez öğreniyorsun kuralları, yapman gerekenleri. Her gün yeni bir maddenin eklendiği, farklı alt başlıklarda kategorize edebildiğim uzuun bir liste bu. Birçoğunu deneye yanıla çıkarıyorsun, bir kısmını da kıdemli eş dosttan tavsiyelerle… Kıdemli eş dost demişken Mumbai’deki ilk haftalarımızı özetlemek isterim.

Mumbai’deki evimizi şehre gittiğimiz hafta tuttuk, yalnız Saygon’dan taşıdığımız kolilerimiz ve biz yaklaşık yedi hafta oteldeydik. Ah ne günler! Eve giremiyoruz, evde yaşayabilmemize dair prosedürler uzadıkça uzuyor. Yaşamayalım ama ufaktan bi temizleyip eşyalarımızı yerleştirelim talebimiz son derece saçma ve kabul edilemez bulunuyor maalesef. Sistem bizi eve sokmamakta ne kadar ısrarcıysa biz de taleplerimiz konusunda o kadar ısrarcıyız; özellikle ben temizlik yapacağım diye ölüp bitiyorum. Sonradan çok kızdım kendime; insan bazen bulunduğu durumun kıymeti ve şükrünü atlayabiliyor. Otelde öyle mutluyum ki aslında; resmen Angelina Jolie havaları ve hissiyatındayım. Kalkıp spora iniyorum, sonra bir kahve içiyorum, oradan kitabımla ve not defterlerimle salınıyorum otelin her köşesinde. Sıkıldım mı, girişteki patiseriye gidip şımartıyorum kendimi. Yanlış anlamayın Angelina’ya boş yaşıyor demiyorum, hissiyatım gün içinde yaptıklarımdan değil otel personelinin bana karşı tavırlarından mütevellit. Bir kere beyazsan starsın, acayip farklı, güzel ve ulaşılmaz hissettiriliyorsun! Hindistan’ın eline su dökülemeyecek alanı lüks hizmet sektörü. Bir emlakçı parasını tuttuğunuz eve bir girip çıkmanız için hiçbir insiyatif kullanmazken, oteldeki oda görevlisi elinde bir tabak dolusu kiviyle çalabiliyor kapınızı, “Çünkü meyve tabağındakilerden en çok kivileri yiyorsunuz hanımefendi; belli ki seviyorsunuz!”. Ben erimeyeyim de kim erisin? Eri işte olduğun yerde niye eve gideceğim diye tutturuyorsun?! Ama ben de haklıyım nereden bileceğim eve yerleşene kadar neler olacak? Mutfakta yemek pişirmek için muhtaç olduğun sanayi boyu kırmızı tüp gaz için kayıt ve işlemler beş hafta sürecek, tüp bitmeden üç gün önce haber vermen gerekecek ve benim gibi en az üç günde geliyor diye ikişer ikişer alalım, yedeğimiz olsun dediğin tüpler için altı ay içinde yeni bir sipariş vermezsen üç fotoğraf, ikametgah vs vs ile aldığın tüp alabilme lisansın iptal edilecek!!! Ya da ne bileyim senin zor bela girebildiğin evinin kapısı günde 28 kere çalınacak, Hintçe bakıcı lazım mı, temizlikçi lazım mı, süt lazım mı, bit lazım mı diye sorulacak. Kısaca kapı zili ilk hafta iptal edilecek! Bu tarz gündelik hikayelere şaşırırken, her adımımda şimdi abarttığımı düşündüğüm şoktan şoka giriyorum, söyleniyorum, her durumu aşağılıyorum; bir yandan da karaları bağlıyorum düğüm düğüm! Tam o sırada hayat minik bir mucize yolluyor. Bir iş yemeğinde kocama eşlik ediyorum, aslında bir iş yemeğinden ziyade bir hoşgeldin ve tanışma yemeği bu. Yurtdışında eğitim almış, Kanada ve Fransa’da yaşadıktan sonra iş nedeniyle ülkelerine dönmüş bir Hintli çift evsahipliği yapıyor bize yemekte. Siparişler bize özel hiç acısız ama öyle acı ki yoğurda abanıyorum, tatlıyı bekliyorum. Sohbet tabii ki özet özyaşanmışlıklar ve yeni maceramızdan ilerliyor; artık halimiz tavrımız mı, yoksa kabalık etmemek adına (sonuçta onların ülkesinde misafiriz) bakışlarımız ve ruh halimizle tezat kırıla kırıla anlattıklarımızdan mıdır bilemiyorum sakin olun, panik yapmayın ve bizi dinleyin deyip, ‘Hindistan’da hayatta kalma kuralları’nı sıralıyorlar. Öyle iyi geliyor ki! Bu topraklarda bize garip gelen herşeyin farkındalar, hatta onlara da abuk geliyor tüm bunlar. Önce fiziken kendimizi nasıl korumaya alışacağımızı söylüyorlar; çiğ ve ağzı açık hiçbir şey yememekten giriyor yerel sokak lezzetlerinden çıkıyor adam ve diyor ki: “Ben bu yapma dediğim herşeyi yaptım, iki sene boyunca hasta gezdim ve bağışıklığımın direncini kırdım. Çünkü ben Hintliyim; yıllarca ailemden ülkemden uzak kaldıktan sonra yuvaya döndüm ve muhtemelen de burada yaşamaya devam edeceğim. Ama siz yapmayın, hancı değil yolcusunuz. Her konuda sisteme dahil olabileceğiniz doğru kanal ve insanları bulup işlerinizi halledin ve steril yaşayın. Birşeyleri değiştirme çabasına girmeyin!”. Sonra eşi alıyor sazı eline; bana kültür şokumu, vicdan azaplarımı, doğru bildiğimde ısrarımı anladığını ama vazgeçmem gerektiğini söylüyor. “Bak mesela ben hergün her yerde kavga ediyorum, hamburgercide kuru temizlemede! Mutlu değilim bu durumdan ama çözüm odaklı olmam lazım, senin de.” “Biliyorum sokaktaki herkese yardım etmek istiyorsun, vicdan azabı duyuyorsun kendi memnuniyetsizliklerin konusunda ama herkese yardım edemezsin. Gerekirse arabana bindiğinde gazeteni, kitabını açıp bakmayacak, görmeyeceksin pencerenin ardını. Dışarıdaki gerçek değişmeyecek ama kendini koruyacaksın çünkü maalesef senin gücün de o gerçeği değiştirmeye yetemeyecek. Bildiğin alıştığın yollardan yardımlarına devam et yeter...” lerle uzuyor liste de, sohbet de... Ama çok iyi geliyor, niye mi? Çünkü bizi düşündüklerimiz, hissettiklerimiz konusunda yalnızlıktan kurtarıyor.

Gayet gündelik anektodlardan kenara not ettiklerim aslen hayatın bana anlatmak, öğretmek istediklerinin Mumbai topraklarına yazdıkları sanki. Buna inanıyorum… Belki başta sadece kendime güç vermek için bu fikre inanmaya zorluyordum kendimi ama zaman yanıltmadı. Zor ya da kolay, geçen yılların ardından tüm samimiyetimle söylüyorum ki doğru dala tutunmuşum.

Vardır buradan da öğrenilecek bir şey…

Mumbai maceram başlarken aklımdan geçen, hayır dürüst olmam gerek; gönlümü rahatlatan, aklımı ikna etmeye çalışan cümlemdi bu. Şehre adım attığın anda aklından geçen ve uzun süre kendini ikna etme çabasıyla beyninde sürekli tekrarladığın cümle bu oluncaaaaa… Takdir edersiniz ki ‘şahane’ olarak adlandıramayacağınız bir süreçten geçiyorsunuz. Ama iyi haber eninde sonunda geçiyorsunuz!

İzninizle kulağa küpe edilenler, akıl defterine kazınanlardan başlayacağım, bir refleks olarak yarattığım hayatta ve ayakta kalma kurallarımla devam edeceğim ve en son o küpeler nasıl edinildiler, nerden bulundular, beni ‘kurallı insan’ yapan nelerdi neler değildi onlara geçeceğim. Kısaca belgelerle konuşacak, tadımlık anektodlarla tabloyu sizin için netleştireceğim de diyebiliriz. Yeter ki şüphe, soru kalmasın!

Kemerlerinizi bağlayın, başlıyoruz; işte ‘Incredible India’dan öğrendiklerim…

• Şükret şükret şükret! Hayat hiçbir zaman hiçbir coğrafyada adil değil. Senin için çok sıradan çok kolay ve ulaşılabilir olan bir başkası için hayatta kalmak adına bir lüks belki de. İşte bu yüzden aldığın, her nefesi

nefsinle öpüştür, şükrünle geri ver…

• ‘Normal’lerini ‘doğru’larını unut! Olanı kabul et! Alıştıklarını, bildiklerini ‘normal’ ve ‘doğru’ kabul etmek, bir adım sonrasında kibir doğuran kocaman bir cahillikmiş. Velev ki her durumu kendi gerçekliğinde değerlendirmezsen, fikrin oluyor ama bilgin asla! Dahası maalesef Mumbai’de hiçbir işin hallolmuyor. “Öyle yavaşlar, böyle anlamıyorlar, niye sallamıyorlar? Doğrusu bu değil” diye kendini yemekten bir adım öteye yol alamıyorsun. Kabul et öyleler işte! Öyle görmüş öyle alışmışlar, onlar için sıkıntı yok; haliyle değiştirmek gerektiğini düşündükleri herhangi bir şey de yok! Senin de esnemekten başka çaren.

• Düzeni bozma, bozulma! Bunu ortaokulda öğrenmiş olmam gerekirdi aslında. ‘Sineklerin Tanrısı’ kitabının en önemli cümlesiydi: “If you break the rules, they will break you! / Kuralları çiğnersen, çiğnenirsin, harcanırsın!”. Evet herkesin düzeni başka, değiştirmeye, düzeltmeye çalışma. Bkz. kast sisteminin hakim olduğu bir düzende, yerini, kastını bilip onun gerektirdiği şekilde davranmak zorundasın. Hangi çağdayız, önce insan olmak lazım, ne demek insan/sınıf ayırmak, hepimiz biriz falan diye ısrar etmek hiç akılcı değil. İlla diretmek istiyorsan hatırla, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır her zaman ve insanların ilk defa duydukları şeyleri kabul edip uygulamalarını düşünmek haksızlık ve hayalperestlik olacaktır. Hem belki de konu senin etrafını değiştirmen değil de senin değişmendir bir yerlerde bir miktar Zuzu, ne dersin!?

• Tepki ver! Gündelik aksilikler olur geçer, takılmamak lazım, insanız hepimiz sonuçta; sakin, hoşgörülü, kibar olmalı birbirimize karşı. Hayır efendim olmamalı, hepimiz insan falan değiliz. Yani bildiğimiz anlamda değiliz. Hindistan’da kibarlık ve rica konularında bonkörlüğü bir rafa kaldırmalı. Biraz ses yükseltmeden, biraz zorlamadan, ısrar etmeden marketten süt bile alamazsınız. Mübalağa değil, gerçek. Herhangi bir yerde herhangi bir sıkıntı varsa, ilk yapacağınız şey ‘müdür’ü çağırmak olmalı. Bu küstahlık değil; aksine karşınızda sizin için hiçbir insiyatif kullanamayacak kişiye ısrarla dert anlatmaya çalışıp çözüm üretmesini beklemek ayıp! Çünkü o sorun kısmına kadar yetkili; dahası öldürseniz çıkmaz. Vakit kaybetmeyin, müdürü çağırın. Biraz bağırın, kapris yapın, işiniz görülsün. Konu çözüldükten sonra (beklentiniz çok yüksek olmasın, olduğu kadar artık!) arkanızı dönün, derin bir nefes alın ve hiçbir şey olmamış gibi gününüze devam edin. Eğer bugüne dek bağırıp çağırarak iş yaptırmayı aşağılamış biriyseniz, bu söylediklerim kolay olmuyor ama zaman herşeye deva.

• Esne ama değişme! Kast sistemi, kendi işini kendin halletmeme felsefesi, insan olarak nefisle net bir mücadeleye sokuyor kişiyi. Ucuz insan gücü ve sömürülmüş insan psikolojisi emrine amade bir raja hayatı sunabilir bu topraklarda. Belli sınırlar içinde bundan faydalan ama sakın alışma, normalleştirme!  Özellikle insan ilişkilerindeki yerini bilme, haddini bildirme konuları çok hassas. Hayatta kalmak için birtakım kendine yakıştıramadığın hal ve tavırlarda bulunabilirsin ama sınırları hep gör ve değişme, ‘insan’ olmayı unutma.

• Yavaşla! Sıcak iklim ve küçük memleket insanlarını az çok bilirsiniz; rahat, geniş, kaygısız, stressizlerdir metropol insanlarına göre! Öyle canları tez falan değildir. Hindistan küçük değil büyük, hatta kocaman! Ve evet sıcak… Bunlara bir de kast sistemini ekleyin… (Belli bir sınıfa ait doğuyorsun; ölene dek ne yaparsan, ne kadar çalışırsan, ne kadar çok para kazanırsan kazan değişmeyecek statün. Artık bir dahaki yaşama!) Şimdi bu insanlar neden bir şeyleri oldurmaya çalışsın, ne için acele etsin? Hindistan’a adım attığınız anda biraz sabır vanasını açacak, tezcanlılığı unutacaksınız. Bünyede slow motion/ ağır çekim tuşuna basın yoksa yıpranırsınız.

• Değiştirme! Aslında yukarıda da bahsettiğim düzeni değiştirmeye çalışmama konusunu gündelik hayatta en basit konulara kadar benimsemek lazım. Misal restorantta sipariş mi veriyorsunuz; pizzama mantar ekleyip, biberi çıkartır mısınız muhabbetlerine girmeyin ki pizza yerine ördek gelmesin önünüze. Ki buna Vietnam’dan alışığız; neyse o! Karıştırmayın karşınızdaki Hintli’nin kafasını. Zekayla ilgili bir aşağılama asla değil bu; sadece istisnasız değişmeyen ortak özellikleri var bu insanların. Mesela herhangi bir işi yapmaya niyetleri yoktur, pratik zeka konusuna daha gelmemişlerdir, hiçbir koşul altında insiyatif kullanmazlar! Öyle bir çipleri yoktur. Makineyi kurcalamayın, basit yaşayın mutlu olun.

• Temkinli ol! Evet son derece zeki insanlardır ama yalan ve aldatma bi ata sporu hatta geleneği Hintliler için. Bir Hintliye herhangi bir soruyu en az üç kere, arka arkaya sor ve aldığın son cevabı esas kabul et.

Örnek:

- Ranjit projeyi bitirdin mi?

- Evet bitirdim.

- Ranjit projeyi bitirdin mi?

- Başladım ama daha bitmedi.

- Ranjit projeyi bitirdin mi?

- Hayır daha başlamadım

• Unutma! Yarın asla yarın olmaz! Bir Hintli herhangi bir konu için yarın cevabını veriyorsa, ki “Tomorrow mam/Yarın efendim” en çok duyduğunuz cevaptır, bu o işi hiçbir zaman yapmayacağı anlamına gelir. İnanmayın, peşini bırakmayın. Unutmayın sistem, ‘Bir aksilik olmazsa yapacağım’ anlayışı üzerine değil; ‘Bir mucize olursa başlayacağım’ anlayışı üzerine kurulu.

• Kişisel eğitim programını zenginleştir!

Bu topraklara turist olarak bile gelmeye niyetlendiğinizde ilk aklınıza gelen soru; hangi aşılardan kaç tane olacağınızdır. Turistik bir bilgilendirme yapayım hemen; Hindistan’ın herhangi bir bölgesi için zorunlu hiçbir aşı yok. Bu topraklarda kendi savunma kalkanınızı oluşturmak; nefsi müdafa ile yol almak durumundasınız. Peki nasıl? Ülke ve hijyen şartlarını göz önüne aldığınızda hepatit aşılarınızın mevcut olması avantaj. Ülkedeki en olası ve yaygın tehlike; diare, sıtma, tifo. Bunlardan kaçınmak için açık olan hiçbir şeyi asla ağzınıza sürmeyeceksiniz hatta koklamayacaksınız! Yerel lezzetlere karşı iştahınızı körelteceksiniz, zira her diare zehirlenme anlamına gelmiyor. Bu konuda biraz hakkı yeniyor Hindistan’ın; evet gelenlerin büyük bir yüzdesi midesini, barsağını bozuyor olabilir ama bunların hepsi pis yemekten zehirlenme değil! O meşhur Hint baharatları sizin bakir barsaklara yabancı geliyor; bünye haliyle işgal altındayım sanıyor. Sonrası malum; uzun tuvalet mesaisinden acilde serum takviyesine uzanan bir macera. Sıtma konusu biraz piyango; sivrisinek savıcı, iğrenç kokulu spreylere banabilirsiniz kendinizi ya da sadece belli bir süre kullanılabilen haplardan alırsınız. Tifo için de bu seyahat sırasında çiğ hiçbir şey yemeyin, dişinizi dahi kapalı sularla fırçalayın, yıkanırken ağzınızı burnunuzu bantlayın! (misal!) 

Yaşarken bunları zaten cebe koyuyorsunuz ve maksimum özeni gösteriyorsunuz. Ancak kişisel gelişim programınıza bir de böceksavarlık mertebesini eklerseniz; düzenli profesyonel ilaçlama servisi evde olmadığı zamanlarda bir Zeyna edasıyla karşılayabilirisiniz ‘minik(!)’ misafirlerinizi. Ev arkadaşlarınız mı deseydim yoksa!? Nerede yaşadığınız pek farketmiyor, bu şehirde alt yapı konusundaki gerçeklerin sonu bu tarz şeyler. Bir başka deyişle mekan sahibi siz değilsiniz bu topraklarda; milyonlarca insan gerçekten sokaklarda yaşıyor yani o kaldırımda yemek yiyor, orada leğende yıkanıyor, oracığa yapıyor tuvaletini. Öyle Hollywood filmlerindeki gibi parkta uyuyan prototip berduşlar değil burada evsizler anlayacağınız. Dolayısıyla pislikti, kokuydu haşarattı ekosistemin doğal sonuçları ve Hindistan’ın en tahmin edilebilir gerçekleri.

* Lütfen korna çalın!

“Clean Mumbai, green Mumbai/ Temiz Bombay Yeşil Bombay” den sonraki en popüler slogan bu şehirde. İlk sloganı fotoğraflayabileceğimiz bir kare yakalayamadım ben yıllar içinde ama “Lütfen korna çal!” Sloganı her yere kazınmış durumda; tuktukların, arabaların arkasında yazıyor mesela. Neden? Çünkü dikiz aynalarını çıkartmışlar araçların! Fabrikadan dikiz aynasız çıkan modeller var. Bu gerçek, şaka değil! Sebep çok geçerli, dikiz aynalarından edilen yer tasarufuyla daha fazla şerit oluşturuluyor. Bana göre bir neden de; o büyüleyici korna senfonisini şehrin fonundan bir es olsun eksiltmemek.

Konuyla ilgili bir saptamam da aslında buradaki yaşam mottosunun bu slogandan beslendiğine inanmam. Hayatta kalma rehberinin ilk maddesi olan ‘Tepki ver!’ kuralını %100 destekleyen hatta içini dolduran bir slogan bu. Sadece trafikte değil; gündelik hayat ve sosyal ilişkiler de böyle akıyor. Türkçesi şu: “Sen bağırmazsan, sesini çıkartmazsan göremem seni? Ne yapıyorsun, ne yapmak istiyorsun, benden ne bekliyorsun? Bilemem! Susma sustukça bi halt anlatamazsın. Sen bağır, bağır ki en azından bir şansın olsun. Anladığım kadar yaparız artık birşeyler ya da öyle gözlerimi büyüte büyüte, kafamı sallaya sallaya bakar kalırım sana dakikalarca!”

Ruhumun ve Hindistan maceramın dehlizlerinde benimle kaybolduğunuz için teşekkür ediyor, haftaya sizi sokağa çıkarmaya söz veriyorum. Harika bir Bombay rehberi hazırladım, bekleyin...