Uzak-ara: Vietnam 3

Uzak-ara: Vietnam 3

Yeni bir ülkeye, dahası yeni bir kültüre yerleşirken en hayati kalemlerden biri nedir tahmin edin…

Tabii ki yaşayacak uygun muhiti, yerleşilecek konforlu evi bulmak, taşınacaklar, sıfırdan alınacaklar listeleri yapmak, sağlık sisteminin nasıl işlediği, sosyal hayatın nasıl aktığına dair doğru bilgilere ulaşmak çok önemli. Ancaaak en can alıcı olanı MARKET ANALİZİdir! Uzuun uzuun gezilen büyük marketlerin tadına doyum olmaz, tahmin edebileceğinizden çok daha fazalasını anlatır marketler... Önce olanları olmayanları listeler sonra bulduklarının fiyatları, menşeelerini not edersin. İthaller evet çok pahalı ama yerliler ne kadar kaliteli? İmkansızlıkların, ‘yok’ listelerinin koşulsuz karşılığı da vakumlu sucuklar, köfteler ve ezinelerle dolu bavullardır. Ayıptır söylemesi Vietnam’ından Amerika’sına ‘yasak elma’ geçiremediğim gümrük yoktur benim. Yalnız ben bu memlekete boş bavulla gelip otuz kilo erzakla dönme konusunun bize özgü olduğunu zannettim uzun süre. Sonra bir baktım eğitim için iki haftalığına İstanbul’a giden Vietnamlı konservelerle uçuyor. (Neymiş döner çok ağır, baklava çok tatlıymış! Hadi oradan, sen ne anlayacaksın hoşaftan dedim tabii kalbimin taa derinliklerinden.) Bir de Hindistan’da tanıştığımız Japon arkadaşımız var; benden daha çok erzak bavuluyla uçan bir onu bilirim. Gerçi haksız sayılmaz; Hindistan’da bir Japon olmak her anlamda mağduriyetin sözlük anlamı gibi bir şey.

Vietnam marketlerinde ne var ne yok?

Vallahi hayal edeceğiniz pek birşey yok; bir kere yoğurt yok! Bayağı bayağı yok! Peynire en yakın şey tofu. Abidik gubidik, tatlıyı ekşiye bulayan, tuzu acıya banan bir sürü enteresan ‘junk food’ gırla… Yersen! Amaa bütün bu yokluğun ardındaki vaha yok paraya sabaha kadar yiyebileceğiniz tropik meyveler… Gelsin pomelolar gitsin ananas, starfruit, dragon meyvesi! Yalnız vahada gezinirken bastığınız yere dikkat! Reyonlar arasına serdikleri bambu şiltelerin üzerinde uyuyan çalışanlar her yerde! Şaka değil gerçek. Ne yapacaksın Vietnamlılar öğlenleri uyuyorlar; yer, mekan, sınır tanımıyor, öğle uykularından asla ödün vermiyorlar. Öğrenene kadar biraz zorlanıyor insan; benim maalesef Cif alayım derken birini ezmişliğim var. Haliyle özür dilemek ilk öğrendiğim kelimelerden oldu bu ülkede. Bu arada temizlik malzemeleri de acayip ucuzdu bizim zamanımızda, yerleşecek varsa duyurulur. Dedim ya marketler çok şey anlatır diye; yaşam standartınızın akibeti, ritmi, aylık bütçenizin neti, brütü hep o raflarda sıralıdır. Sadece cüzdanlardan bahsetmiyorum; misal ilk aylarda ‘yoğurt’ konusu bizi ve çekirdek kadro ekip arkadaşlarımızı bir hayli yordu. Yoğurt diye alınan kefirler, şekerli yoğurtlar ve sonunda sınırlı sayıda getirilen 100 gramlık paketleri nöbet sırasıyla marketten indirme telaşları… Yoğurt mayalama teknolojisine geçene kadar az salçalı mantı yemedik! Tutacak sütü bulana kadarki kıvranmalara hiç girmeyeceğim, yalnız duam odur ki; Allah kimseyi gurbet elde mayasız kalmakla sınamasın! Ah o yoğurt maya zinciri bozulmasın diye atılan taklalar…

Marketi yoğurdu bırak biz kalıcı değiliz bir gezip çıkacağız derseniz (ki muhtemelen öyle diyeceksiniz) açıkçası biz evi, barkı, ruhu Vietnam’a taşıdık ama mideyi? Onu bir türlü yola koyamadığımız itirafıyla başlamalıyım.

Vietnam yıllarının, bizim expat olarak acemilik dönemimiz olduğunu söylemem gerekiyor. Hayatımızı, sevdiklerimizi arkada bırakıp dünyanın bir ucunda yaşamaya niyet etmekle kendimizi ne kadar açık görüşlü ve cesur hissetsek de; yabancı bir ülke ve kültürde yaşamak konusunda oldukça tutuk olduğumuzu şimdi çok daha iyi ve objektif görebiliyorum. Bugün ve bu içgörüye gelene kadar arşınlanan yollar; Vietnam’da alınan başlangıç brövesinin ardından, Hindistan’da edinilen master seviye diplomaya uzanan ‘adaptasyon-esneme-rahatlama-teslim olup rahatlama’ serüveni farklı yazılara itinayla serpiştirilecektir ilgilenenler için. Şimdi tadımlık tattıklarımız tadamadıklarımız, kısaca Uzak Asya mutfağıyla imtihanımızla başbaşa bırakıyorum sizi.

Vietnam dünyanın ilk sıralardaki deniz ürünü üreticilerinden. Bu benim gibi 7/24 balık ve deniz ürünleriyle beslenebilecek biri için kulağa muhteşem gelse de pişirme teknikleri ve yancı, keskin aromalara alışmak gerekiyor. Hemen hemen herşeyi palmiye yağında kızartıyorlar. Balık sosu bence en ağır; karabiber ve limontuzu karışımları en hafif sosları. Ama bana sorarsanız asıl palmiye yağı ve kızartma konusu sıkıntılı; balık ve böceklere bir çeşit işkence gibi geliyor bana. Bir keresinde Vietnamlı bir arkadaşla yola çıkıp bildiğimiz, hiçbirşeysiz bir ızgara balık yiyememiş olmak, bu konuda hırs yapmama sebep olmuş olabilir. Sanırım o da ‘sade’ balık konusunu kavrayamamıştı ki anadilde sipariş vermenin dahi hiç yardımı olmadı bize.

Gelin görün ki konu deniz ürünleriyse Saygon’nun en yerel ve en lezzetli adresi de bende. ‘Ngoc Suong’ (106 Su ong Nguyet Anh,Q1)… Birinci bölgede, aşırı salaş ve gerçek anlamda lokal bir adresti burası. Misafir sayıldığımız günlerde gittiğimiz ilk mekanlardan. Sıradan masalar, tahta ya da plastik sandalyelerde, metal servis tabaklarında yeniyordu herşey. Barbekü jumbo şiş karidesleri, istridyeleri ellerinizle ayıklar; deniz ürünlü kreplerle birlikte parmaklarınızı da yer ve Vietnam’da olduğunuzu iliklerinize kadar hissederdiniz. Ertesi gün merkezdeki büyük turistik çarşıda, tezgahları başında deniz kabuklularını cımbızla minarelerinden çıkarıp çıtır çıtır yiyen satıcılarla pazarlık yapar, çarşı arkasındaki büyük balık pazarını da gezerseniz şehre ısınma turunuz neredeyse tamamdı zaten. Neden dili geçmiş zaman derseniz; adres teyid etmek için google’ladığımda caanım Ngoc Suong’in aşırı havalı bir yere dönüştüğünü gördüm. Umarım isim benzerliğidir; ben ikinci adresi de yazıyorum sizin için (6aThai van Lungi Ben Nghe, Q1 ).

Vietnamlıların en lokal lezzetlerinden biri de Pho çorbası. Fo, po, pfa… Vietnamca okunuşu bizim ekip arasında hep bir muammaydı ama lezzeti nettir; ya çok seversiniz ya da hiç. Pirinç eriştesi, taze soğan, taze kişniş, soya filizi ve jalaponeyi zencefilden anasona farklı baharatlarla tavuk ya da kemik suyunun içinde hayal edin; içine bir de uzakdoğunun vazgeçilmez balık ve soya sosunu ekleyin… Afiyet olsun! Gerçi bana hiç olamadı, çünkü ben oldum olası suyun içinde birşeylerin yüzdüğü çorbalara mesafeliyim; bana muhallebiden bozma, kıvamlı çorbalarla gelin a dostlar. Bir de soya başımın tacı ama o balık sosu hiç ısınamadı bana! Yine de denemeye değer. (Ilımlı, pozitif yazar;)) Dilediğiniz köşebaşı çorbacısında içebilirsiniz, özel bir adrese ihtiyacınız yok.

Güzel haber şu ki; Vietnam yemekleri konusunda çok açık fikirli olmamak Saygon’da bir suç değil. Şehir biz faniler için şaşırtıcı dünya mutfağı alternatiflerine sahip. Dünyanın hem leziz, hem ucuz suşileri buradadır mesela. (Sushi Bar, 179B Hai ba Trung, Ward 6, Q3) Bu şehirde hiç ama hiçbir şeyin çok olmaması benim Vietnam’ımı en iyi anlatan şeylerden biri. Ararsanız eninde sonunda her şeyden bulursunuz ama sadece bir tane, bilemedin iki. Bir tane iyi hamburgerci, bir tane çok iyi Mexican mekanı, bir ispanyol tapasçısı, bir Avustralya restoranı bulursunuz. Hepimize yetecek kadar bir tane! Tabii ki serdeki kominizm etkisi bu; bugün ne kadar kaldı, ne oldu emin değilim. Bizim zamanımızda bugünkü Starbucks’lar, McDonalds’lar dutluk olmasa da Vietnamlı alternatiflerinin mekanlarıydı. Siz siz olun, yolunuz düşerse benim için kahvenizi Highland’den alın. Bir de yerel bir kafede, buzlu Vietnam kahvesi ‘Ca Phe Sua Da’ ısmarlayın kendinize, pişman olmazsınız.

Gün içinde Elbow Room (52 Pasteur, Ben Nghe, Q1), Refinery (74, Hai Ba Trung, Q1), Boomerang (107 Ton Dat Tien, Tan Phu, Q7) sizi mutlu eder. Geldik geziyoruz, akşama havalı bir şeyler yiyelim ama otel roof’u da olmasın derseniz tek adres The Deck’tir (38 Nguyen U Di, Thao Dien, Q2). Nehir üstünde keyifli uzun bir yemek olur ama rezervasyon şart. Gerisini de siz araştırın bir zahmet; mutlaka alternatifler artmıştır.

Son olarak ister İtalyan yiyin ister ister Vietnam; isterseniz sadece bir kahve içmek isteyin. Her yerde garsonlar Vietnamlı ve Vietnam’da dil bir sorundur! Mekan farketmez masanıza oturduğunuz gibi siparişlerin yüzde kaçı yanlış gelecek bahisleri açabilirsiniz. Siz siz olun lütfen kafalarını karıştırmayın; asla herhangi bir değişiklik istemeyin! Domates çıkar, soğan koy burası için asla ve asla doğru tavırlar değil. Kibar olmak için dahi olsa uzun cümleler kurmayın; pizza mı istiyorsunuz sadece anahtar kelimeleri söyleyin. Pizza-mantar-büyük! Bu kadar yeterli çünkü siz rica etsem vs. diye lafa girdiğinizde karşınızdaki çekik arkadaşımız ilk 3 saniye içinde sizi anlayamazsa kulaklarını, beynini kısaca sistemi kapatır panikten ve o zaman şenlik başlar. Yıllar sonra eğlenerek hatırlasanız da o an canınız sıkılır. Benden söylemesi…

Fotoğraflar: Zuhal Akay